Ablam Zeliha’ya
ey beni buraya getirip getirip bırakmış şeyler
ey aklımın tam ortasında yırtık o umman
işte kırk yıldır fenayım aslında
işte kırk yıldır kendimin kardeşi gibi buralarda
-Seyyidhan Kömürcü, Fena
Sararmış çehreli bir mevsimin kolları uzuyor yine. Çıplak parmakları göğün göğsüne saplanmış. Soğukluğu sinsice işliyor bedenime. Paltomun yakasını kaldırıyor, atkımı yüzüme doluyorum. Nefesimi dışarıya yabancı, içeriye tanıdık bırakıyorum. Sisin içinde bir görünüp bir kayboluyor hatıraların. Yüzünü saklayan baykuşları duyuyorum. Bir yasın ağıtını emanet ediyorlar geceye. Şaşkın bakışlarından anlıyorum yaşamak ölüme eşdeğermiş. Ayaklarımın altında hışırdayan yapraklar kadar tedirginim. Yıllar geçiyor ancak yol hala uzun. Acın taptaze duruyor yerinde.
Otuz kişilik sınıfta okumayı yazmayı ilk çözenlerden biriydim. Dik bir çizgi çizmiştin güzel yazı defterimin en başına. Titreme, eğilme, kıvrılma, demiştin. Dümdüz git, şu alttaki kırmızı çizgiye varınca durmasını bil, taşırma! Bunu öğrenirsen diğerleri kolay olur. Hafifçe eğmen yeterli esnetmek için. Ama boşlukta kalmamalı bu eğiklik. Dayandırmalı sağlam bir yere. İşte karşısına bir yatık hat daha eklersen ortaya çıkar ne yapman gerektiği. Bak yazdık bile “A” harfini, demiştin.
Hatırladıkça bildiğim tüm harflere yabancıyım. Yüzümde açan tebessümlerin rengi soluyor unutulmuş bir albümün arasındaki eski fotoğraflar gibi. Gençliğin gelip oturuyor karşıma, sonra kendi gençliğim. Senin var(a)madığın yaşları çabucak geçişim. Bahara, yaza inat sonbaharda uzunca bekleyişim. Saçındaki akları gelinlik misali kıvançla taşıyamaz insan. Ben de yapamadım. Sadece kalbini yüklenmek istedim zayıf omuzlarımın üzerinde. Hepimize yetecek kadar sevgi ve merhamet doldurduğun kalbini. Şimdi senin ellerinle seviyorum çocuklarını, biliyorsun onlar artık senin yaşında. Bu kadar büyümüşken neden damla damla eridiğimi anlamaya çalışıyorum.
“Renkli fasulyem yok” diye ağlayarak dönmüştüm okuldan. Çantamı sırtımdan alıp, siyah önlüğümü çıkardıktan sonra kilere girmiştin. Avucunda bir avuç kuru fasulye ile dönmüş, yanıma diz çökmüştün sonra. İstersen bunları boyarız, demiştin. Sonra kanatlanan bir güvercine bakarmışçasına pencereye çevirmiştin yüzünü. Beyaz umudun rengidir, yeni başlangıçların hatta. Maviyi başka şekilde hayal edemezsin, mavi mavidir işte. Hele sarı ne telaşlıdır bir bilsen, kırmızı akıl çeldirici. Oysa beyazı ne renge istersen boyayabilir ya da boyanmış şekilde hayal edebilirsin. Ayrıca onları sağlam kullanırsan sonrasında pamuğun arasına ekebiliriz, demiştin. Fasulyelerden önce içimde hayaller ve umutlar yeşermişti. Filizlenip boy vermişti sevgin.
Gittiğin ay yaklaştı yine, içimdeki bahçe tarumar. Hazan vurur börtü böceği. Ölüm sessizliğini taşırlar kuytulara. Kalbimle birlikte taşlaşacak onların kabukları da. Kırılan dallara karışacak çıtırtıları. Çiçekler benden daha aceleci solgun eteklerini toplarken. G’üz geçene değin sükûnetle uyuyacaklar. Daha var şimdi değil diyerek. Açan son güller donup kalacak dalında. Toprak nemli ve soğuk. Oysa tek örtün, tek yorganın o şimdi. Sana dokunamayan parmaklarımla okşayacağım onu. Tırnaklarımın arasına dolacak zerreleri(n). Her baktığımda yakınlığını hissedeceğim. Sadece incecik süzülen yağmurlar hüznüme ortak. Yokluğunda yine üşüyeceğim.
Bugün öğretmenler günü, çocuklar renkli paketlerde hediyeler götürüyor, kravatlar, kol düğmeleri, renkli fularlar ve dolma kalemler… Hiç paramız yokken ben ne götüreceğim, demiştim. Teneke saksıda annemin yetiştirdiği gülleri göstermiştin, mevsimin son güllerini. Öğretmenlerin en sevdiği şey budur, diye. Bir bahçıvan ustalığıyla makaslamıştın dallarını. Batma riskini göze alarak ayıklamıştın dikenlerini. Gazete ile sararken desteyi, göz atmıştın iyi mi dercesine. Elimi uzatmıştım, gül destesinden önce sana sıkıca sarılmak için. Öğretmenim o gün en çok benim hediyemi sevdiğini söylemiş, durup durup teşekkür etmişti. Şimdi düşününce anlıyorum bana verdiğin emeklerin kıymetini.
Kasımda giden tüm yolcular gibi ardında hüzün bırakarak veda etmiştin bize. Bir öğretmenler gününde. Kader sayfamızın her yaprağını “pekiyi” diye imzalayarak. Bir bayram sabahı gömmüştük seni. O günden sonra hayat “zayıf” notunu düşmüştü karnelerimize. Gözyaşlarımız akmıştı kırmızı kaleminin bıraktığı izler üstüne. Ve gökyüzüne kaymadan önce defterimizdeki yıldızların mürekkebi dağılmıştı.
Leyla M. Geridönmez
23.11.2024












