Bir eksik başladık haftaya, bir oda boş bir hasta eksik. Servisten hayattan bir can eksik. Hafta sonu K. teyzenin kötüleştiğini söylemek için beni aradıklarında şaşırmıştım. Evet, iyi değildi ama o kadar hızlı kötüleşmesini de beklemiyordum. Boşluğundan başka bir şey bırakmamıştı giderken ardında. Bir gün var bir gün yok işte. O kadar kolaydı ölmek. Ve hiçbir şey olmamış gibi devam etmek. Ölüme dair bir şey kalmamıştı geride; boş bir odadan başka. Ateş düştüğü yeri yakıyor ne kadar doğru. Ateşi bizi yakmamıştı, bize düşmemişti ateşi.
Her gün ölüm görmeye alışmış insanlar olarak ne kadar da normal bir şeydi bizim için o ölüm. Hatta gizliden sevindik olaysız geçen bir ölüm oldu diye. Zor da olsa yoğun bakıma yetiştirilen hasta son nefesini orada vermişti birkaç saat sonra. O sırada burada olmadığım için memnundum içimden. Burada olsaydım çaresizlik içinde o ölümü izlemek zorunda kalacak, insani acizliğimizle bir kez daha yüzleşecek, yakınlarınla haberi paylaşırken acılarını da paylaşacak kendi kayıplarımı hatırlayacak derinden etkilenecektim, üzülecektim. Şimdi gittiğini görmeyince zihnim ölümle taburcu olmak arasındaki farkı umursamıyordu. Bir hasta eksikti sadece servisten o kadar da önemli bir şey değil. Olayın üstüne konuşulan bir iki cümleden sonra kapandı gitti mevzu. Bir can daha eksilmişti dünyadan ve biz kendi konforumuzu düşünüyorduk. Bunu fark etmek kanımı dondursa da bir tarafım da normal olarak karşıladı.
Başka türlü nasıl devam edebilir insan bu mesleğe ya da yaşamaya…
Yasını tuttuğum bu ölü benim hikâyemde kimdi. Kısmen babaannemi hatırlattı bana o sessiz içkin hali; ama o sağ, biraz da annemin hayal meyal hatırladığım anneannesi geldi aklıma. Her ölüm bir şeyler tetikler bizde. Her yasta eski defterler bir kez daha açılır. Düşündükçe, yazdıkça acısı büyüdü içimde. Eski sayfalar hatıralarıma akarken artık o kadar da uzak değildi benden ölüm.
Çocuktum büyük anneanne öldüğünde. O zaman da orada yoktum.
Cenazesine götürmediler beni, mezarını hiç görmedim. Yedi, sekiz yaşlarındaydım galiba, korktuğumu hatırlıyorum, sanki mevsim yine yazdı. Yine orada olmadığım için memnundum. Beni götürmedikleri için sevinmiştim içimden. Olaysız geçen bir ölüm… Anlayamamıştım ne oluyor, anlamlandıramamıştım. Üzülmeyim diye pek benim yanımda konuşulmamıştı ölümü hakkında. Olayın üstüne konuşulan bir iki cümleden sonra da kapanıp gitmişti mevzu.
Ölmesiyle köyde uzakta yaşıyor olması arasındaki farkı umursamamıştı zihnim. Çocuk aklımda o köyde yaşamaya devam etmişti. Bir süre sonra da unuttuk hepimiz. Ne annem ne de anneannem pek ağlamamıştı ardından hatıralarımda. Ya da bana göstermemişlerdi, bilmiyorum. Yaşlıydı, yatalaktı ölüm onun için bir kurtuluştu.
Ölüm bir kurtuluş olabilir mi gerçekten. Acı ölüm, erken ölüm, ani ölüm bunlar var da kurtuluş ölüm fikri ilginç geliyor. Sessizlik içinde otururken kafamda deli sorular dönüyor.
D. amca bugün keyifsiz, ağrısı varmış. Benimle çalışmak istemedi. Derinde biliyor belki duygulara temas kanserden daha çok acıtıyor. Bir yere gitmeyen hayat boşlukta zigzaklar çiziyor. Tıpkı hayatını anlatan resimde çizdiği çizgiler gibi.
H. amcayı kötü bırakmıştım hafta sonu bugün şaşırtıcı bir iyilik var üstünde. Sabah ağrısız geçen gecenin mutluluğu vardı yüzünde. Ağır gelmişti bazı temas ettiği duyguları işlemiş gibi duruyor bu sürede. Uzun süredir ilk defa yemek yiyor. Kebap getirmişler dışarıdan, keyfi yerinde. Yemek sonrası yanına uğruyorum. Tamamen bir inkâr içinde olduğunu görerek şaşırıyorum. Ağır gelen duyguları bastırmış, yok saymış. İyileşeceğine inanmış ışık gözüküyor diyor. Onunla ilgilenmem ondan umudumu kesmediğimi düşünmesine sebep olmuş bir şekilde. Öleceğimi bilsem burada işim ne evde yakınlarımla helalleşirim diyor. Yüzüne bakarak yalan söylemek içimden gelmiyor, gerçekleri ise kaldırabilecek durumda değil.
Sessizce gülümsüyorum. Kendi fantezisinde ölümü atlatabileceğine inanıyor. Hafif bir yüzleştirmeden sonra bunun ancak kendini kandırmak olacağını söylese de yine de o kendini kandırmadığında ısrarcı. Elindeki son umudu almak benim harcım değil. Susmam devam ediyor.
Sanat terapisini soruyorum nasıl geldi diye karışık cevaplar veriyor. Sanki resim çizmek falan saçma geliyor ona da benimle kurduğu iletişim iyi geldiği için uyumlanıyor. Bir resim çizmesini istiyorum, zoraki bir ay çiçeği ve kuzu kafası çiziyor. Anılara hiç girmek istemiyor. Orada çok fazla acı var biliyor artık. Ona bir daha resim yaptırmama kararı alıyorum. Hızla konudan konuya atlamaya başlıyor. Eski doktorunu sorarak benden duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor sanki bir yandan bana elleme, bu halimle mutluyum ben diyor. Her şey çok güzel kötü yoktur. Kötülükleri de güzellikler örter derken patolojisini gözler önüne serse de son günlerini yaşayan bir adama narsistik kişilik bozukluğu terapisi yapmak insanlık dışı olur gibi geliyor. Rakıya geliyor mevzu ben görmeden içebilirsin diyorum. Sen görürsen yarım şişe de sen söyle bana diyor. Ama burada içmem burada hanım var balık restoranında içerim diyor. Niye hanım kızıyor mu diye sorunca niye onunla içeyim başka kadınlarla içerim diyor. O yemeğe götürülecek kadın mı giymiş şalvarı diye gece gündüz yanında olan ona meyveler soyan zavallı kadını küçümsüyor. Restorana götürülecek kadını tarifliyor, ufak tefek alengirli bakımlı bir kadın. Ölmekte olmasına ve çektiği acılara rağmen düşündüğü şeyler ilginç geliyor bana. Beyimizin değişik bir çalışma şekli var gerçekten. Bir taraftan da bana kur yapan bir hali var. Normal bir terapide bunun üzerine konuşmak gerekir, konuyu açamıyorum ama engel de olmuyorum aktarımına. Ölmekte olan bir adama nasıl terapi yapılır ya da yapılmalı mı bu sorular dönüyor kafamda. Başımdan büyük işlere girmişim gibi bir his var içimde.
A. bey beni korkutuyor bir sebepten. Onunla çalışmak gelmiyor nedense. Sanki bana kızacak beni aşağılayacak gibi korkular var içimde. Eşiyle yaptığım görüşmeden mi etkilendim desem öncesinde de vardı bu duygum. İlk yattığında agresif olmasıyla ilgili hikayeler vardı hemşireler tarafından anlatılan. Sonrasında psikiyatrik bazı ilaçlar başlanmış öyle sakinleşmiş. Yine de bir gariplik, bir aktarım var burada. Onun odasına girdiğimde sanki dahiliye uzmanı değil de küçük bir çocuk gibi hissediyorum kendimi. Hikayeme dönüyorum yine, dedem geliyor aklıma. İyi bir insandı dedem. Her şeyden çok korkardı, korktukça da öfkelenir bağırırdı. Onun korkmasından korkardım küçükken. Belki de A. Beyin de o korkutan öfkesinin altında kendi korkuları var, kim bilir. Bağ kurmaktan çekiniyorum onunla. Ölüme çok yakın geliyor belki de kafamda. Birinin ölmekte olması onunla bağ kurmamıza engel midir sahiden.
Gün biterken karışık duygular içindeyim ne yapacağını bilemez bir halde. H. amcayla yaptığım görüşme etkiledi beni. Kendi taşıyamadığı karışıklık ve çaresizlik duygularını bana yükledi sanki. Burada geçen her gün benim için çok değerli bir sürü şey öğreniyorum, ancak bir yandan da zorlanıyorum. Ölümle bu kadar yakın olup da herkesin kafasını başka tarafa çevirdiği yerde baş başa kalıyorum onunla. Boş hayaller peşinde koşmayı bırakalı çok oldu.
Gerçekler kalbimi yakarken duymak istemeyen kulaklara susmaktan başka çare kalmıyor.
Odadaki dev fili benden başka görmek isteyen kimse yok gibi. Dokuz köyden kovulan doğrucu olmaktan korkuyorum.












