Çarpışan Nesneler

,

| 13/06/2025

Ceviz kıracağı ve çaydanlık. İkisini de babasının ölümünden sonra kullanmaya başladı Ahu, daha doğrusu kullanmak zorunda kaldı. Annesi memleketten kabuklu ceviz getirmişti son ziyaretinde, o da bu vesileyle ceviz kıracağını kullanır oldu.

Su ısıtıcısı yakın zamanda bozulunca çaydanlığı dolaptan çıkarmıştı. Neydi, çay ateş görecek! Haklıydı babası, gerçekten de çay ateş görünce daha da lezzetli oluyordu.

Kırdığı cevizlerin yanına bir de demli bir çay koyup, annesini aradı Ahu. Erkek kardeşi tavırları ve giyim tarzıyla babasını taklit ediyordu babasının kaybından sonra. Annesi şaşkınlıkla bu değişimi anlatıyordu kızına uzun uzun.  Bir yerlerde okumuştu, bazı ruhlar dünyayı terk etmek istemiyorlardı, bunu duyduğundan beri internette önüne sürekli bağ kesme atölyelerinin reklamı çıkıyordu. Anlaşılan her yerden takip ediyordu onu internet, aklından geçenleri bile okuyordu sanki.

Bir mayıs günü ölmüştü babası. İnsan bahar gününde, her yer mis gibi çiçek kokarken, güneş insanı tatlı tatlı ısıtırken, kiraz daha yeni çıkmışken nasıl ölebilirdi, dahası babası nasıl ölebilirdi? Öldü, olabiliyordu yani, hayat babaları da öldüren bir şeye dönüşebiliyordu demek ki.

Morgda gördüğünde dokunamamıştı babasına Ahu, uykusundan öfkeyle uyanır diye korkmuştu. Babası ekseriyetle böyleydi, uykudan bile öfkeyle uyanırdı. Ahu’da cesaret edememişti bu yüzden. Gir demişlerdi, gör babanı ki, ölüme inan, kabullen. Babasını orada öyle görmek değil de, evdeki sehpasında duran yarıda kalmış kitabının içindeki ayraç ve gözlük camını temizlediği mendili ve duvar dibinde duran terlikleri daha çok ağrına gitmişti. Burası dünyaydı ve burada her şey yarım kalırdı dedikleri buydu demek. Giden keşke gitmeden önce kendine ait her şeyi yakıp gidebilseydi, kimseye miras bırakmadan.

Bu ani kayıptan sonra hissizleşmişti, bir uyuşma vardı sanki zihninde, yasın inkâr evresiydi belki de yaşadığı, ama bu nesnelerin bugünkü bir araya gelişleri çok manidardı. Ceviz kıracağını babası almıştı, su ısıtıcısı ise yıllar sonra bozulmuş, çaydanlık ocakta yer almaya başlamıştı. Çay ateş görecek derdi babası. Bu yüzden de kızına her gelişinde çaydanlıkta çay içmek isterdi.

Annesiyle konuştuktan sonra çayını tazelemek için mutfağa gittiğinde dışarıdan gelen bir türkünün ezgisi kulağına çarptı.

Dağlar senin ne karanlık ardın var
Lale, sümbül boynun eğmiş, derdin var aman aman.

Bu kadarı da fazlaydı, babasının en sevdiği türküydü çalan, hatta rahmetli de kendisini kaptırıp okurdu çoğu zaman, türkünün ağır makamından çıkmadan.

El âlemin vatanı var, yurdu var
Benim yurtsuz kalışıma nedeyim aman aman.

Çaydanlığın buharı ile türkünün ezgisi bir olup iyice köşeye sıkıştırdı Ahu’yu. Hüzün; dalga dalga gelmiş, kaçacak yer bırakmamıştı ona. Türküyü söyleyen Belkıs Akkale değildi, babası ondan başkasının yorumunu sevmezdi zaten. Türküye burun kıvırıp, dolan gözlerini zapt etmek istercesine mutfaktan hızlıca uzaklaştı.


Yazan:

Zeynep Bulduk

Zeynep Bulduk'u "Yasım Bir Öykü Olsaydı" etkinliğinde tanıdım. Bazı öykülerini dinleme şansım oldu. Samimi gülüşünü, tatlı sesini, edebiyat tutkunu unutmayacağım Zeynep. İyi ki Eşik'e güzel öykünü göndermişsin. Ruhun şad olsun.

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)