Kundaktan Beşiğe, Tabuttan Toprağa

, ,

| 09/06/2025

Kuşlara bakıyorum. Havada süzülen turuncu ayaklı kuş balkonun demirine konuyor. Bana mı bakıyor? Masadan kalkıyorum daha iyi görebilmek için. Hızlıca süzülüp gözden kayboluyor. Masaya geri dönüyorum. Yaşadığım ev on beşinci katta. Bulutlar griye çalıyor. Hava soğuk. Yazarken kahvem ılıdı. Yenisini demlemeye üşeniyorum.

Salona bakıyorum. İkinci el eşyalarımız “kırılgan.” Anneannemden kalma orman desenli tabakları çok seviyorum. Geçen kış hayattaydı anneannem. Haftada bir onun evinde toplanırdık. Annem, teyzemler, teyzelerimin torunları, annemin teyzesi, annemin teyzesinin kızları.

Fasulye turşusu, karalahana yemeği, mercimek köfte, kısır, su böreği, zeytinyağlılar. Çıtır çıtır simitler. Taze çay. Sohbet. Türk kahvesi. Lokum. Papatyalı tabaklar. Renkleri aşınmış cam bardaklar. Saksıda çiçekler. Kafeste mavi bir kuş; Cicim. 

Hiçbir şeyi kolay kolay atmazdı Nermin Sultan. Sakladığı eski güneş gözlüklerini ortaya çıkardığı gün nutkum tutulmuştu. Filiz Akın’ın Türk filmlerinde taktığı model bile vardı içlerinde.

Boşandığım yıl anneannemle beraber yaşamıştım. Sanırım 2000 senesiydi. Böceklenen pirinçleri gizlice çöpe attığımı hatırlıyorum. Evde bazı kurallar vardı. Anneannemin kuralları.

“Sen yokluk görmedin. Paranı har vurup harman savuruyorsun. İsraf, kötü bir alışkanlık. Her gün bir kitap alınır mı? Kapat şu elektriği.”

“Ben öderim, faturayı dert etme.”

“Elektriği israf etme.”

“Anneanne okumadan uyuyamıyorum biliyorsun.”

“Erken yatan yol alır.”

Anneannemi öperdim. “Huysuzsun” derdim. Hemen yumuşardı.

Gece dışarı çıkacaksam kıyamet kopardı. Karanlık olunca, “kötülük” kol gezerdi dışarıda. İlle de evde oturmam gerekirdi. Sonradan çok kafa yordum kötülük hakkında.

Kötülük hep dışarıda mı kol geziyor? Mesela, sen hiç indin mi kendi kuyuna? İnmek bir dert çıkmak başka dert. Ama bir kere insen. Kalbinin, kuyudaki ‘düzensiz atışlarını’ işitsen. Orada yaşayan parçalarını görsen… Hepsine bir hikâye yazardın belki. Yazmak; oltanın ucundaki yem. Yukarı çıksınlar, güneş görsünler diye.

Evinin en küçük odası güneş alırdı. O odada öldü Nermin Sultan.

Neden kimse bana yardıma gelmiyor? Karnındaki bıçağı alıyorum. Koltuğun altındaki çarşafı sıyırıyorum, anneannemin beyaz örtüyle kaplı bedenini çarşafa sarıyorum. Kimse yardıma ihtiyacım olduğunu fark etmiyor mu? Bu çarşaf yırtılır, taşımaz ki anneannemi. Ceyda elinde battaniyeyle yardıma geldi. Onur, Işık, Gökçe, Burcu, Ceyda ve ben anneannemi battaniyeye sarıyoruz.

Annem ve iki teyzem kapının önünde ağlıyor. Damatları alıyor anneannemin cansız bedenini. Apartman merdivenlerinden inerken ağlamayla ağıt arası bir ses çıkıyor annemden. Kendini yere atıyor.  Anneannemi cenaze arabasına yerleştirdiler. Tabutta artık… Kundaktan beşiğe. Tabuttan toprağa .

Gitti.

Cicim de öldü arkasından. Evi emlakçıya verdiler. Hemen satıldı.

Sevmeye dair çok şey öğrendim anneannemden. Sevmeye dair çok şey öğrendim babaannemden. Küçük kızı en çok sevenlerden. En çok öpenlerden.

En çok nerede sevildiysem evim bildim orayı.

Evimi seviyorum. Yazı yazdığım ahşap masayı seviyorum. Ortalığa saçılmış kitapları, edebiyat dergilerini, defterlerimi, yaşlı çocuğun çıkardığı gürültüyü, dökülen tüylerini, fincanda kalmış iki parmak kahveyi, annemin ördüğü yün şalı, melekli bibloları, şaraplıktaki kırmızı şişeleri, çalan şarkıyı.

Fincana uzanıyorum. Günde kaç fincan filtre kahve içiyorum ben?

Midem kazınıyor. Mutfaktan yemek kokuları geliyor. Yaşlı çocuk, mutfakla salon arasında çılgınca koşturuyor.

Tango’m. Tüylü sevgi bohçam.

Hakan fener balığı pişiriyor. Küçük kızın kahramanı. En çok seveni. En çok nerede sevildiysem evim bildim orayı. İşte o yüzden evimdir Hakan’ın kalbi.

Ilınmış kahveyi bitiriyorum. Göğe bakıyorum…

Turuncu ayaklı kuş yeniden balkonun demirine konuyor.

Anneannemden haber mi var?

Beyaz kanatlarını açıyor. Görkemli bir uçuşla gözden kayboluyor.


Yazan:

Nazlı Akın

1975 yılında İstanbul’da doğdum. 2020’den beri öykü atölyelerinde yazıyorum, derin okuma atölyelerinde nitelikli okur olmaya çalışıyorum. Edebiyat dergilerinde öykülerim, şiirlerim yayımlanıyor. (Varlık Dergisi, Ot Dergi, Tabure, İshak Edebiyat, Edebiyatist, Öykü Gazetesi, Oggito) “Bana Benzeme Sakın” isimli öyküm, 2025 Çukurova Öykü Yarışması’nda ikinciliğe layık görüldü. “Kül” isimli öyküm, 2024 Seyhan Livaneli Öykü Yarışması’nda mansiyon ödülüne layık görüldü. “Çocukluk Çıkmazı” isimli öyküm, 2024 Asonans Dergi Podcast Öykü Yarışması’nda birinciliğe layık görüldü. “Akide Şekeri” isimli öyküm, 2024 Ayşe Şengöz Öykü Yarışması’nda birinciliğe layık görüldü. “Nalân Roman” isimli öyküm, Oğuz Atay Öykü Ödülleri (2024) sonucunda hazırlanan seçkide yer almaya değer görüldü. “Mavi Saz” isimli öyküm, 3. Eskişehir Kral Midas Öykü Yarışması’nda ikinciliğe layık görüldü. “Havada Sümbül Kokusu” isimli öyküm, Luna Yayınları Öykü ve Küçürek Öykü Yarışması’nda mansiyon ödülüne layık görüldü. “Kurumuş Çiçekler” isimli öyküm, 8. Cumba Edebiyat Yarışması’nda dördüncülüğe layık görüldü.

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)