Her zaman suçluluk hissederdi. Herkesten yok yere özür diler, başkasının hatalarını sahiplenir, ezildikçe ezilir, küçüldükçe küçülürdü. Yağmurlu havalarda ağlar, sevinirdi güneş çıkınca. Yaprak, adı gibi yeşil gözlere sahipti. Fırtınadan ölesiye korkar, kulaklarını tıkardı. Ortalık durulunca da özür dilerdi büyük güçten. Korkardı sonsuzluktan. Aklı ermezdi O’nun işlerine.
Yaprak, elindeki iğne oyasını seyretti. Aklının söküklerini annesine borçluydu. Onu bebekken terk eden Kader, birkaç yıl sonra ölmüştü. Annesini hiç görmedi Yaprak. Onu büyütene “anne” dedi. “Bugün ölüm yıldönümü” dedi içinden.
Özür dilerim anne. Seni hiç görmedim. Bir tane fotoğraf verdiler elime, senmişsin. Baktım ama kendime benzetemedim. Beni terk ettiğin için özür dilerim. Öldüğün için özür dilerim. Siyah saçların ıhlamur kokardı belki, gözlerin menekşe rengi, gamzelerin taptaze. Yüzün çiçek kadar masum. Bakan beni ortada bıraktığına inanmaz. Yaşın yirmi anne. Özür dilerim yirmili yaşlarım için de. Aklımın iplerini söktüm. Deli diyorlar, olsun! Ben böyle iyiyim anne. Sen iyi misin diye sormuyorum. Biliyorum çünkü. Rüyalarımda yaralarına üflüyorum. Çok acımış anlıyorum. Yaşasaydın seni bulurdum. Severdim. Yanlışlıkla doğan benim. Senden çok özür dilerim.













