ne idüğü belirsiz düşünceler
cirit atıyor yine
oradan oraya bırakıyor kokusunu
yurdunu inşa eden köpekler gibi
kördüğüm oluyor
düşüncelerim düşsellerin içinde
düşlerimse düşsüz hayaller peşinde
savuruyorum kendimi
kuruyup çürümüş
toprağa yakalanıp
çırpınarak kurtulmaya çalışan
yaprak gibi
bırakıyorum kendimi göğe
gök kubbeye kaçıyorum
düşüncelerim boşaldıkça
boşalıyor yüreğimdekiler
geriye kurşun gibi çöken
bir uyuşukluk kalıyor gözlerimde
çivi çiviyi sökermiş
uyuşukluğu uyuşturmak gerek
kalkıp silkelemek/silkelenmek
silkelemeden önce kendimi
biraz ortalığı derledim topladım
sonra yıldızları yaktım
sönmüşleri çöpe attım
havayı havalandırdım
bulutları yıkayıp paklayıp
suyunu sıktım
damlalarınla demledim çayı
balkona çıktım
bacak bacak üstüne atıp
bir cigara sardım
sirkeli suya bastım
sur-a üfledim dumanını
melekleri azad edip
tüm ecinnileri çağırdım
her birinden bir renk aldım
patikaları boyadım
tüm dağları
denizleri
ovaları
ırmakları
ağaçları
siyah kırmızı – kırmızı siyah
bir tek defneleri bıraktım
bir kısmını yakıp
küllerinden taç yaptım
bir kısmını tuzlu suya basıp
Ay’ın cemaline astım
bir kısmı yanmaya devam ederken
is’ini soludum
nefesimi tutup
sesleri boğdum
bütün ağırlığımla yüklenip
kaz ayaklarını hayatımın
ecinnileri karşıma oturttum
çayımdan bir yudum
cigaramdan bir nefes alıp
yaşayan ölüleri sordum
“yaşayan ölüler sizlere
ölü olan yaşayan bizler;
-yaşayamadıklarınıza
ölümden sonra
yaşayacağınıza inanmanıza
çok gülüyoruz-” dediler
düşündüm
saçmalamaları
cigaradan mı çaydan mı
yoksa cinler mi çarptı
güldüm
“gülme çarpılırsın” dediler
sustum
düşüncelerimi saçma-ladım
kendi kendimi avucuma aldım
duru suda çalkaladım
geceyi silkeledim
tozunu aldım karanlığın
uyuştu uyuşukluğum
farkettim
halı altı yapmışım çeri çöpü
kulak ardı etmişim sesimi
balkonunu da yıkamamışım üstelik
onlar eyleşip dururken hazır
daha da uyuşmadan
kalkayım
çeri çöpü yakıp her şeyi sirkeli suya basayım…












