Ölüm Yaşamın Mührü

,

| 21/08/2023

Büyük bir şükran duygusu ve tefekkür ile, Bodrum’da her sabah erkenden kalkıp, denizin içinde güneşin doğuşunu izledim. Karanlık şafaktan yavaş yavaş doğuşunu, daha sonra tan yerinin ağarmasını, ardından tepenin arkasından önce yarısı sonra tamamının belirmesini.

Bir keresinde yüzerken, Ferda durup dururken denizi ana rahmine benzetti. Ne kadar doğru bir benzetim. Ana rahmindeki su, çocuk için hayat demek. Acaba bu yaşıma kadar denizin içinde büyüyüp geliştiğimi ve mutluluk duygusu ile dolduğumu hissetmemin ve güneşi karşılamanın bir nevi ibadet ritüeli gibi olmasının sebebi bu olabilir mi? Yaşamı ve denizi seviyorum. Nazım Hikmet’in Hasret şiiri dökülüyor dudaklarımdan.

“Denize dönmek istiyorum!

Mavi aynasında suların:

Boy verip görünmek istiyorum!

Denize dönmek istiyorum!

Gemiler gider aydın ufuklara gemiler gider!

Gergin beyaz yelkenleri doldurmaz keder.

Elbet ömrüm gemilerde bir gün olsun nöbete yeter.

Ve madem ki bir gün ölüm mukadder;

Ben sularda batan bir ışık gibi

Sularda sönmek istiyorum!

Denize dönmek istiyorum!

Denize dönmek istiyorum!”

Bu kadar yaşadığımı hissederken tüm tatil boyunca aynı zamanda bir ölüm eşlikçisi olan sevgili Berna’nın kayıp ve yas deneyimlerini içeren, “Ölüm Yaşamın Mührü” kitabını okumakta bambaşka bir deneyim ve duygu dalgalanmaları yaşattı bana.

Kitap yazmak aynı zamanda biraz çıplak kalmak ve kendini ele vermek. Okura kendini açmak. Ben okuduğum satırlarla bir kez daha sevdim Berna’yı. @berna_koker_poljak Bir baba olarak evladı ile yaşadığı deneyimleri dibine kadar hissettim. Eşik dergisinde yayımlanmış bir yazımın kitabın 44 ve 45. sayfalarında basılı olarak görmenin mutluluğunu düşününce Berna’nın bu kitabı ellerinin arasına aldığında duyumsadığı duyguları tahmin etmek zor olmadı.

Hepimiz bir gün öleceğiz. Bunu biliyoruz ama ölümü düşünmeden gündelik yaşantımızı sürdürüyoruz çoğu zaman.

Ve kitap “Yaşamaya nasıl başlayabilirim sorusu ile başlıyor?” Ne demiş Rainer Maria Rilke, “İnsanların çoğu yaşanmamış bir hayattan ölüyor.”

Ölmeden önce bu kitapta okunmalı.


Kim olduğumuzu biliyor muyuz? Kanımca bilmiyoruz. Kimliklerimiz bu yüzden çok önemli. Ben bir eşim, babayım, yöneticiyim (İşletmekten anlarım biraz... MBA' da sığdırmıştım bir ara eğitimlerimin arasına), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik bölümü mezunu ve 30 yıl bu ülke için fazla romantik kalan böyle bir meslekten rızkını kazanmış biriyim. Çok mu önemli bu kimlikler? Değil. O kadar kendimizden habersiziz ki o kimlikler elimizden alınırsa biz de olmayız sanıyoruz. İnsan oyuncaklarını ne kadar çok önemsiyor, yolun sonunda onlara dönüşmek ve kendini kaybetmek olsa bile... Ben kimim biliyor musun? Hayır bilmiyorum. Peki ya sen? Bildiğim tek bir gerçek var. Burası mucizelerle dolu ve yaşamayan inanamıyor. Ben de uzun müddet inanmadım. Ancak ne mutlu ki görmeyi becerdim. Yaşamak, hayatta kalmaktan çok farklı. Hayatta kalmak ise büyük güç. Bir de o gücü alıp, keyfe, huzura, sevgiye, coşkuya döktüğünüzü düşünün! İşte yaşamak o tarz bir deneyim. Aşkla yapılabiliyor. Aşkla ve tutkuyla yaşanabiliyor. Ne kadar söylesem az, ne kadar sussam tesirsiz! Şükredebiliyorum. 1969 yılında doğduğum ve bir doğuma vesile olduğum için. Sevdiğim, sevildiğim için. Güvendiğim ve güvenildiğim için. Dilerim yaşadıklarımı yaşatacak fırsatım olur çünkü benim minnetten, sevgiden ve dostluktan yana çok tecrübem oldu. İyi ki doğmuşum ve gelmişim. Yapımda ve yayında emeği geçen babam Tuzsuz Deli Bekir'e ve annem Kadriye'ye çok teşekkür ederim! Epiktotes'in dediği gibi "“Saati gelince öleceğim, ama kendisine verileni geri veren bir adam gibi öleceğim.” Dilerim ki hep birlikte geçirilecek zamanımız olsun ve o zamanın değerini kutsayacak sağlık ve özgürlüğümüz! Gerisi bir dalganın köpüğü, bir kuşun kanadı!

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)