Eğer “geçicilik” üstüne kafa yormadıysanız, muhtemelen diziyi ilk bölümde bırakacaksınız. Ölümü yaşamın merkezine yerleştirip, ilişkileri derinlemesine inceleyen incelikli bir yapım Six Feet Under. Cenaze evi işleten Fisher ailesi, cesetlerin güzel görünmesinden sorumlu. Tabuta yerleştirilen cansız bedenlerin, çeşitli kimyasallarla yaşıyormuş gibi gösterilmesi bana büyük bir kandırmaca gibi geldi. Ama birçok insan ölmeden önce bütün detaylarıyla bir vasiyet oluşturuyor. (Tabutun kalitesi, çiçek ve müzik seçimleri, yeme içme tercihleri, hangi kıyafetle gömüleceği vb.) Bunu da çok anlamlı buldum. Çoğu yakılmak istiyor. Krematoryumlar (büyük fırınlar) cenaze sektörünün önemli bir parçası. Gömülmek isteyenler “ölüm hakkında” daha farklı düşünen, doğu kültürüne yakın insanlar.
Dizinin önemli karakterlerinden Nate de hep huzuru aradı ve ilk eşi gibi bir ağaç altına gömülmeye karar verdi. Rumi’nin muhteşem bir şiiri eşliğinde.
Her bölümün başlangıcında bir ölüme tanıklık ediyoruz. Çok sıra dışı olanlar da var! (Üstüne kitaplık düşen de var, ormanda koşarken puma tarafından parçalanan da. Daha tuhafları da mevcut.) Merhumun hikâyesi ve Fisher ailesinde olup bitenler yeni bölümün çerçevesini oluşturuyor. Cesetlerin güzelleştirildiği mekânda cansız bir bedene o kadar yakından bakmak sarsıcı. Yönetmen bunu özellikle seçmiş. Kanı, dışkıyı, kokuları, morlukları, dikiş izlerini, eksik uzuvları görmemizi istemiş. İstisnasız her sezon “ölüm” hayatın içine öyle güzel yerleştirilmiş ki! Yönetmen gerçekleri hem gözümüze sokuyor hem de kalbimize saplıyor. Evlilik ve aşk ilişkilerini güçlü bir kara mizahla anlatan senarist Alan Ball’ın da parmaklarından öpesim var.
Ruth karakterine hayat veren oyuncu Frances Conroy için oynuyor yazmayı bile hakaret sayıyorum. Altın Küre’yi iki kez eve götürmüş, ne yazsam yetersiz. Çok büyük oyuncu diyeceğim yine de.
David Fisher karakterine hayat veren Michael C. Hall ı da övmeden geçemeyeceğim. Büyük iş çıkardı. Cesur ve olağanüstü bir aktör.
“Artık ölüm hakkında düşünmenin zamanı geldi” diyorsanız bu dizi çok iyi bir başlangıç. Ölümün sadece bedenler için olmadığını fark edeceksiniz. Bitişlerin içine saklanmış rengârenk yaslara, insanlığın müşterek acılarına yakından bakacaksınız.
Yaşamın içinde kederin neşeye dönüştüğü o muhteşem sezonları izlerken “yası ve kutlamayı” etle tırnak gibi iç içe hissettim yine. (Diziyi ikinci kez izledim tüm sezonlarıyla) Hayatım boyunca daha iyi bir iş izlemedim. Tutkulu konum “yas ve ölüm” çünkü.
Dizideki unutulmaz cümlelerden bazıları:
“Hayır, zaman, eğleniyor gibi yaptığında akar. Zaman, Brenda’yı ve o çok istediği bebeğini seviyormuşsun gibi davrandığında akar. Zaman, insanların “aşk” dediğinde ne demek istediklerini biliyor gibi yaptığında akar. Kabul et evlat, dünyada iki çeşit insan var: Sen ve geri kalan herkes – ki bu ikisi hiçbir zaman bir araya gelemeyecek.”
“Aşk hissettiğin değil, yaptığın bir şeydir. Birlikte olduğun kişi bunu istemiyorsa, kendine bir iyilik yap ve bunu isteyecek birine sakla.” -Nate Fisher
“Birini asla gerçekten tanıyamazsın. Tanıdığını düşünüyorsan, koskoca bir hayal dünyasında yaşıyorsun.”
“Hayatı erdemini verip karşılığında mutluluk alacağın bir otomat sanıyorsan, büyük ihtimalle hayal kırıklığına uğrayacaksın.”
“Sadece istediğini yap. Hayatında bir kez olsun istediğin şeyi yap. İnsanların yapmanı istediğini düşündüğün, ya da yapman gereken şeyi değil.
“Yaralarımızı hayatımız boyunca kendimizle beraber taşırız ve sonunda onlar bizi öldürür.”
“Annesi ya da babası ölene yetim ya da öksüz, karısı ya da kocası ölene dul denir, ama çocuğu ölene hiçbir şey denmez, belki de adı konulamayacak kadar korkunç bir şeydir.’’
Nazlı Akın
Aşağıdaki bölüm https://tr.wikipedia.org/wiki/Six_Feet_Under_(dizi) den alınmıştır.
Six Feet Under, HBO tarafından yapılmış bir televizyon dizisidir. Alan Ball’ın senaryosunu yazdığı dizi, bir cenaze evi işleten ve bu evde yaşayan Fisher ailesinin yaşamlarına dair bir kara mizahtır. 2003 yılında En İyi Drama Dizisi dalında Altın Küre ödülü alan yapım [6], 2005 yılında 5. sezonuyla ekranlara veda etmiştir.
2004 Altın Küre’de iki ayrı dalda aday gösterilip Frances Conroy ile Televizyon dizilerinde en iyi kadın oyuncu ödülünü almıştır. Aynı yıl Screen Actors Guild Awards’da (Conroy ve tüm casting ekibi ile) iki ödül almıştır. 32 kez Emmy adaylığı alıp 7’sini, 8 Golden Globe adaylığından 3’ünü kazanmıştır.
Final bölümü Variety dergisinin “En Unutulmaz Dizi Finalleri” listesinde yer almıştır.[7]
Oyuncular ve Karakterler
Peter Krause – Nate Fisher
Michael C. Hall – David Fisher
Frances Conroy – Ruth Fisher
Lauren Ambrose – Claire Fisher
Freddy Rodríguez – Federico ‘Rico’ Diaz
Mathew St. Patrick – Keith
Jeremy Sisto – Billy Chenowith
Justina Machado – Vanessa Diaz
James Cromwell – George Sibley (2004-2005)
Rachel Griffiths – Brenda Chenowith














