Ayna

, ,

| 11/02/2022

Bazen aynaya bakıyorum, benden bir bok olur mu diye. Bazense aynada gözlerime bile bakamıyorum, kaçırıyorum. Utanç dolu ve hüzünlü, artık kırışmış. Yaşlanmış göğsümdeki ağarmış kıllara bakıyorum. Daha aşağıda hafif göbek. Biraz daha sarkmasına var henüz. Ölmek için genç, devam edebilmek için yaşlıyım. Sabah erken. Tıraş olacağım, her sabah yaptığım gibi. Artık hazırlanacağım bir işim yok ama yine de her sabah tıraş oluyorum. Tuhaf. O sabah da tıraş olmuştum, nedenini bilmeden. Sanki normal bir gün gibi kalkmıştım, uyumadığım gecenin sabahında. Yıkanmıştım, bu sabahki gibi. Sonra tıraş olmuştum, diğer günlerdeki gibi. Tıraş olduktan sonra gideceğim bir yer yok. Kahvaltı hazırlarım biraz. Uzun zamandır yalnız ediyorum kahvaltıyı da. O yüzden basit tutuyorum; peynir, ekmek, zeytin ve varsa reçel. Kahve içerim çoğu kez. Onun sevdiği kahveleri. Çok severdik kahveleri, uzak diyarlardan gelen kahvelerin hikâyelerini anlatırdık birbirimize. Brezilyalı genç kızların veya El Salvador’daki küçük çocukların topladıkları, yüksek tepelerden zorlukla indirip elle ayıkladıkları, kurutup çuvallara doldurdukları kahvelerin bize gelene kadarki yolculuğunu konuşurduk. Emek ve sadakatle geçen uzun yolculuğu. Sofrayı topladıktan sonra otururum ekranın karşısına. Açarım onun sevdiği şarkı listelerini. Defalarca dinlediğim şarkıları olsun yine dinlerim. Her birini ne zaman listeye eklediğini yeniden kontrol ederim. On yıl önceki tarihleri, o zaman nerelerde olduğumuzu hatırlarım hep. Aynı grupları, şarkıları severdik, hepsi eskilerden, benden de eski artık yitip gitmiş, insanların daha bir insan olduğu bir zamandan. Ondan kalan resimlere bakarım. Ağlarım. Tıraş olacağım yine, yüzüme bakamadığım aynanın karşısında. Tıraş olmuştum onu toprağa vereceğim günün sabahında. O gün nasıl göründüğümün ne önemi olabilir ki diye hep sordum kendime. Çözemedim bir türlü ama sanırım kendi babam yüzünden. O hiç sevmezdi tıraşsız insanı. Karşısına tıraşsız çıktım mı sorardı hemen.

“Çok meşgulsun herhalde?”

“Neden baba?”

“Baksana tıraş bile olamamışsın”

Meşgul falan değilim artık baba. Baksana ne işim var ne de karım artık benimle. Bir hayatım bile yok sayılır, bu ayna bana bir hiçsin diyor. Ama tıraş oluyorum yine de her sabah. O sabah da olmuştum. Sonra da usulca toprağa indirdim canımın içini, yanağımı yanağına son bir kez değdiremeden.

Görsel: Man in the Mirror – Suzanne Marie Leclair


Hayatını mühendislikle geçirmiş birisi olarak yazıya başlamam bana hep yaşamın nasıl sürprizlerle dolu olduğunu hatırlatır. Yaşadığımız kayıp sonrası “iyi geldiği” için başladığım yazma merakım giderek kurmacalara özellikle de kısa öykülere doğru evrildi. İçimdeki zorlu yolculuğu, hissettiklerimi, zorlandığım veya sadece merak ettiğim meseleleri zaman içinde daha özenli ve güzel hikayelere dönüştürdükçe yazının şifalandırıcı ve özgürleştirici dünyasıyla daha da yakınlaştım. Daha çok kendim için yazıyorum; yazmak kendi içime doğru, bulmaktan çok aramak için yaptığım bir yolculuk. Öte yandan yazdıklarımın bir başkasına ilham olabileceği, önünde bir kapı açabileceği, hayat yolculuğunda sıkıştığı bir eşikten geçmesine yardım edebileceği umuduyla paylaşıyorum da. Bu amaçla zaman zaman Eşik’te yazılarımı, öykülerimi yayınlıyorum. Tek bir öykümün sadece tek bir kişiye yaşamının kısacık bir döneminde dahi dokunması umudu yazmaya devam etmem için yeterli. Ve o tek kişi, eğer yeterince dürüst ve içten yazabilirsem her zaman var; kendim.

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)