“Türkü geçmişten gelir. Çok derinlerdeki, çok eskilerdeki geçmişten. Türküler, köklerimizden ruhumuza vuran izlerdir. Nasıl yaşamış olduğumuzun, nasıl yaşamakta olduğumuzun işareti vardır onlarda. Yakıldığı tarihten, yakıldığı yerlerden çok uzaklara taşınmış olabilirler. Türkü yakmak Türk’ün yeryüzüne iz bırakma çabasıdır. Türkü yakılarak, geçmişten geleceğe ışık yakılır, türkünün çok eski geçmişten, yaşamın derin köklerinden gelen çağrısını duymadan türkülü insan olamazsınız.” Ahmet İnam
Türkü severim, içime işler. Yakar ruhumu. Geçenlerde biri sordu en sevdiğin türkü hangisi?. Hiç düşünmeden söyledim: ‘Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.’
Karacoğlan içinin yangınını sözlere nakşetmiş.
Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret ettin beni kavım kardaşa
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Karac’oğlan der kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
İnsanın belini büken, içini yakan, özünü bir köşede yapayalnız bırakan üç kavram: Ayrılık, yoksulluk, ölüm. Belki sesteş değil üçü ama hepsi anlamdaş.
Binlerce yıldır filozoflar tartışıp dursun, bir şair gelir üç sözcükle özetler, yakar geçer. Bir de Muharrem Ertaş Usta saza döker, besteler. ‘Aman aman’ derken ciğerindeki nefesi şaha kaldırır. Ardından oğlu Neşet Ertaş alır eline sazı. Kayda geçirir. Size de dinleyip ‘düşünmek’ düşer.
Dünyada ‘hüzün’ diye bir duygu unutulmuş olsa, hüzne dair her şey silinmiş olsa, sonra saz çalmasını bilen birine sazı ve notaları versek, bu türküyü söylese, ömrü hayatında hiç tatmadığı, bilmediği duyguyu, yani hüznü tadar, hisseder. Bu türkü, “kalbi olan insanı” hüzünle kendine getirir.
Birçok usta dillendirmiştir bu türküyü. Ama sadece Neşet Ertaş’ın yeri başkadır bende. Usta tat verir gönlüme. O söylerken ‘yoksulluk’ demez, ‘yoksuzluk’ der. Ve bir röportajında anlatır neden yoksuzluk dediğini: ‘Anadolu halkı o kadar fakirdi ki, ‘yoksulluk’ kelimesi bile bu betimlemeye uymuyor.’ Yani ‘yok’ bile yok…
Bu yazıyı bitirdikten sonra, yalnız kalın kendinizle, kapatın gözlerinizi. Açın müziğin sesini ve Neşet Usta’dan dinleyin bu türküyü ayrılık, yoksulluk ve ölüm gelmeden…
12.02.2022















