
‘’Sırtımız
Hikayeler anlatır
Hiç bir kitabın omurgasının taşıyamacağı.’’
Rupi Kaur
Kadın olmanın yoluna şiirler sererim ben ancak.
Çünkü bir etek boyundan öteye geçememiş konuşmaların veya haddini bilmez ellerin dokunduğu tenlerde açılan yaraların arasında acı patlıcan pekala kırağı çalar*. Yalnızca vücutlarımız tarafından taşınabilen hikayeler böylelikle yazılır.
Tanıdığım bir kadın bir keresinde ‘’Kadın olmak benim için görülmemek , bazen de küçülerek yok olmaktır’’ demişti.
‘’Yok olma sanatı basittir
Sen hiç bir şeysin dediklerinde
Onlara inan
Kendi kendine tekrarla
Ben hiç bir şeyim
Ben hiç bir şeyim
Ben hiç bir şeyim
Sıklıkla….’’
Rupi Kaur
Eniştesinin tacizi o üniversitedeyken başlamış. Ağabey olarak bilip tanıdığı, çocukken kucağında dolaştığı eniştesi, bir gece eniştesiyle evli olan ablası ve anne babası evde uyurken, herkesin yataklarında, onların uyanık olmasını fırsat bilerek, zorla öpmeye çalışmış onu. Tacizleri orada da bitmemiş.
‘’Dizlerimiz
Zorlukla aralattırıldı.
Kuzenlerimiz
Ve amcalarımız
Ve adamlar tarafından
Vücudumuza dokunuldu
Yanlış insanlar tarafından.
En güvenli yatakta bile
Korkuyoruz.’’
Rupi Kaur
Eniştesinin tacizini önceleri kimselere anlatamamış. Zamanla o yük öyle ağır gelmiş ki diğer ablasıyla paylaşmış. O vesile ile durumu öğrenen annesi tacizi saklamaya karar vermiş. Tacizcinin karısı olan ablasının olanlara inanmayacağından , babanın sinirlenerek enişteye (yani damadına) zarar vereceğinden ve sonuçta çıkabilecek skandallardan korkmuş.
Tacizin saklanması tacizci evlerine geldiğinde ona hoşgeldin demek, aile yemeklerinde birlikte aynı masaya oturmak, ablası ve tacizcisinin onlarda kaldıkları gecelerde kapıyı kilitlese bile korkudan uyuyamamak ve annesinin sürekli kontrol eden bakışları altında herhangi bir şeyi yanlış yapmaktan korkuyor olmak demekmiş.
O an açılan yarayı ‘’hayata ve kendine güven kaybı’’ olarak anlatıyordu yıllar sonra. Herkesten hatta tacizcisinden çok kendini suçladığı , olanların kaynağını görünüşünde ve davranışlarında bulmaya çalıştığı uzun seneler. Acıyı bu yolla taşınabilir kılmaya uğraştığı zamanlar.
Buraya kadar okurken kaçınız içinizden:
‘’Oooo bu da hikaye mi daha bildiğim ne hikayeler var benim’’ veya
‘’Ne oldu da adam öyle bir anda öpmeye karar verdi ?’’ veya
‘’ Ehh oluyor böyle şeyler’’ veya
‘’Olur mu canım öyle şey , hakkını savunsaymış, tacizcinin yüzüne bağırsaymış’’ veya
‘’Canım o da sesini çıkarmadıysa altında bir şey vardır’’ dediniz bilmiyorum.
Hikayeyi anlatmamın tek sebebi bir anlığına bile olsa aklınızdan geçen bu düşünceler aslında.
‘’ Sesimden o kadar korktunuz ki
Ben de korkmaya karar verdim’’
Rupi Kaur
Sesinden korkan kadınların hikayesi. Hikayede sesinden korkan sadece bir kadın yok. Anne var, abla var, yukarıdaki tepkileri veren kadınlar var…
Farkında mıyız?
Masallardaki kötü insanlar gerçek hayatta da varlar, kanlı ve canlılar. Kitaplardaki gibi diğer sayfaya geçmekle kaybolmuyorlar veya hakettiklerini düşündüğümüz cezaları masallardaki gibi almıyorlar…
‘’Ceza alması yaramı iyileştirmezdi ki.’’ dedi kadın.
‘’Ne yapacağız o zaman?’’ diye sordum.
Dedi ki : ‘’Yaralı halin de var. ’’
‘’İyileşmek için
Yaranın köklerine ulaşman
Ve oradan öpmeye başlayarak
Yukarı doğru çıkman gerek’’
Rupi Kaur
Kendi yaralı , yaslı halini ve birbirlerinin yaralı, yaslı halini görebilen tüm kadınlar için.
Kadın olmanın yasını şiirlerle öpebilen tüm kadınlar için.
‘’ Burada güzelliği görmen
Güzelliğin benim içimde olmasından kaynaklanmıyor.
Senin içindeki güzellik öyle derinlerde ki
Baktığın her yerde onu görüyorsun.’’
Rupi Kaur
*Zorluğa alışık olanı yeni kötü durumlar etkilemez. Kaynak: TDK













