Yas: Uzun Bir Veda

, , , ,

| 10/06/2025

Şengül Hablemitoğlu’nun Kitabı Üzerine Kişisel Bir Okuma

Yas… Kaybettiklerimize yer açmak, onları içimize sığdırabilmek için kendimizi büyütmek.

Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu’nun “Yas: Uzun Bir Veda” adlı kitabını okurken zihnimde en çok bu cümle yankılanmıştı. Pandemi döneminde arka arkaya yaşadığım kayıplar, beni yasın anlamını, evrelerini, hatta faydasını sorgulamaya itti. Yalnız değildim; pek çoğumuz bir şeyleri, birilerini kaybettik. Kimi zaman sevdiklerimizi, yurdumuzu, kimi zaman evimizi, işimizi, huzurumuzu ya da alıştığımız hayatın güven veren ritmini.

Yas, salt bireysel bir acı değil. Toplumsal, kültürel ve hatta politik bir katman taşıyor. Hablemitoğlu’nun kitabı tam da bu çok katmanlılığı gözeterek kaleme alınmış. Hem akademik birikiminin hem de danışmanlık deneyiminin etkisiyle, yas sürecini sadece psikolojik bir süreç olarak değil, aynı zamanda insani bir yolculuk olarak ele alıyor.

Kitapta, Orpheus’un yeraltına inişine benzetilen yas süreci, okuyucuyu hem mitolojik hem de içsel bir yolculuğa çıkarıyor. Bu benzetme beni derinden etkiledi çünkü yas kaybedileni geri döndürme çabasına dönüşüyor. Oysa bu çabanın beyhudeliğini kabul etmek, belki de sağaltıcı olan ilk adım.

Ben de bu adımı atmaya çalışıyorum. Okuduklarım, araştırdıklarım ve en çok da “Yas ve Ölüm Bilgeliği” platformunda Eşik Dergisi için kaleme aldığım yazılar, içimi biraz olsun sağaltıyor. Bu süreçte “Yas: Uzun Bir Veda” gibi kitaplar, bizlere sadece bilgi değil, eşlik de sunuyor.

Şengül Hablemitoğlu’nun bu eseri, yasın sessizliğini kelimelerle örerek yeniden konuşur hale getiriyor. Kitap bir tanıtım cümlesiyle değil, bir davetle kapanıyor adeta: Kaybettiğimiz her neyse, onunla yaşamayı öğrenmek mümkün. Zor ama mümkün.

Bu kitap yalnızca kayıp yaşayanlara değil, bir başkasının yasına sessizce tanıklık eden herkese sesleniyor. Çünkü er ya da geç, sıralı ya da sırasız ölümlerle, hepimizin yolu “yasla” kesişiyor. Hayatın önemli bir yönü ve gerçeği de aslında yitirdiklerimizle birlikte yaşamayı öğrenme çabamız. Ve bu çaba, bazen bir kitapta karşımıza çıkan bir cümlede, bazen de başka bir insanın deneyiminde yankı buluyor.

Kaybın ve yasın içindeki yalnızlığımızı çoğu zaman kitaplarla paylaşırız. Eşik Dergisi’nde, yas sürecinde ya da ölüm üzerine düşünürken yol gösterici olabilecek kitaplar bir listede toplanmış ve paylaşılmıştı. Yas: Uzun Bir Veda da o listede yer alıyordu. Aradan yıllar geçti, şimdi bu kitap hakkında daha uzun yazmak istedim. Vardır bir nedeni…

Yas sürecinde olan ve bu satırları okuyan herkese, sevdiklerinin anısını yanlarına alarak yaslarıyla bütünleşmelerini; onları bir an bile unutmadan, yola devam etme gücünü bulmalarını diliyorum.

Sonunda hayata geri dönüyoruz. Döneceğiz. Çünkü son nefesimizi verene dek, yaşama bir borcumuz var…


Kim olduğumuzu biliyor muyuz? Kanımca bilmiyoruz. Kimliklerimiz bu yüzden çok önemli. Ben bir eşim, babayım, yöneticiyim (İşletmekten anlarım biraz... MBA' da sığdırmıştım bir ara eğitimlerimin arasına), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik bölümü mezunu ve 30 yıl bu ülke için fazla romantik kalan böyle bir meslekten rızkını kazanmış biriyim. Çok mu önemli bu kimlikler? Değil. O kadar kendimizden habersiziz ki o kimlikler elimizden alınırsa biz de olmayız sanıyoruz. İnsan oyuncaklarını ne kadar çok önemsiyor, yolun sonunda onlara dönüşmek ve kendini kaybetmek olsa bile... Ben kimim biliyor musun? Hayır bilmiyorum. Peki ya sen? Bildiğim tek bir gerçek var. Burası mucizelerle dolu ve yaşamayan inanamıyor. Ben de uzun müddet inanmadım. Ancak ne mutlu ki görmeyi becerdim. Yaşamak, hayatta kalmaktan çok farklı. Hayatta kalmak ise büyük güç. Bir de o gücü alıp, keyfe, huzura, sevgiye, coşkuya döktüğünüzü düşünün! İşte yaşamak o tarz bir deneyim. Aşkla yapılabiliyor. Aşkla ve tutkuyla yaşanabiliyor. Ne kadar söylesem az, ne kadar sussam tesirsiz! Şükredebiliyorum. 1969 yılında doğduğum ve bir doğuma vesile olduğum için. Sevdiğim, sevildiğim için. Güvendiğim ve güvenildiğim için. Dilerim yaşadıklarımı yaşatacak fırsatım olur çünkü benim minnetten, sevgiden ve dostluktan yana çok tecrübem oldu. İyi ki doğmuşum ve gelmişim. Yapımda ve yayında emeği geçen babam Tuzsuz Deli Bekir'e ve annem Kadriye'ye çok teşekkür ederim! Epiktotes'in dediği gibi "“Saati gelince öleceğim, ama kendisine verileni geri veren bir adam gibi öleceğim.” Dilerim ki hep birlikte geçirilecek zamanımız olsun ve o zamanın değerini kutsayacak sağlık ve özgürlüğümüz! Gerisi bir dalganın köpüğü, bir kuşun kanadı!

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)