Tango: Bir Dosttan Daha Fazlası

, ,

| 28/01/2025

Tango… Nazlı ve Hakan’ın sevgili evlatları, benimse köpeklerle olan ilişkimi tamamen değiştiren o özel varlık. Gece Kanada’nın karlı sokaklarında eve doğru yürürken aklıma Tango düştü. Karı çok severdi ve yerdi. Şimdi burada olsa bu karların arasında çılgına dönerdi.

Hayatıma girdiği andan itibaren köpeklere dair tüm algımı altüst etti. Çocukluk yıllarımda bir köpeğin saldırısına uğramıştım. O gün hissettiğim korku, yıllarca benimle kaldı. Köpeklerle olan ilişkim hep mesafeli, kontrollü ve bir sınırın ötesine geçmeyen bir düzeyde kaldı. Ta ki Tango’yla tanışana ve onun o kocaman gövdesi ile -ayaklarımın dibinde sevmem için- kendini bıraktığı teslimiyet anlarına kadar.

Tango, yalnızca bir köpek değildi. Ona bakarken hep “İçine insan kaçmış,” derdim. Hatta çoğu zaman, onun birçok insandan daha “insan” olduğunu düşünürdüm. Şefkati, vefası, sevildiğini bilişi ve sevdiğini tüm zarafetiyle gösterebilmesi, insanlığın bazen unuttuğu değerleri bana hatırlatıyordu.

Onunla göz göze geldiğimde bir bağ kurduğumu hissederdim. Bu sadece bir bakış değil, bir tür iletişimdi. Sevgi dolu gözleri, sanki “Seninleyim” derdi. Ve ben de ona hep aynı şekilde karşılık verdim. Tango, sevgiyi öğretmek için yaratılmış bir varlıktı sanki.

Tango’nun bu dünyadan göçüp gittiği gün, geride yalnızca bir köpeğin vedası değil, koca bir sevginin izleri kaldı. Nazlı ve Hakan, onun ardından yas tuttular. Bu, yalnızca bir köpeği kaybetmek değil, bir dostun, bir yol arkadaşının ve ailenin bir üyesinin kaybıydı.

Tango ardından, insanın kendi yaşamını sorgulatan bir soru bıraktı: “Eğer bizim bu dünyadaki varlığımız insanlık dediğimiz şeyse, onun bir köpek olarak yaşadığı hayat daha anlamlı olabilir mi?”

Köpekler, insanın yalnızca dostu değil; bazen onun en saf, en masum ve en koşulsuz sevgisini hatırlatan aynası. İnsanlık, çoğu zaman egoları, hırsları, korkuları, önyargıları arasında sevginin saflığını unutabiliyor. Ama bir köpek size bakarken, tüm bu karmaşayı bir kenara bırakıp ve sadece kalbinize dokunmasına izin verebilirseniz eğer, bambaşka bir duygunun içinde buluyorsunuz kendinizi.

Tango, bana şunu öğretti: Sevgi, bir tür saf bağlantıdır. İletişim, illa sözcüklerle kurulmaz. Şefkat, bazen yalnızca bir bakış, bir dokunuş ya da yanınızda sessizce oturmakla ifade edilir.

Tango, insanlık dediğimiz şeyin bazı köpeklerde daha çok bulunduğunu kanıtlayan bir varlıktı. Onun ardından aklıma hep şu soru geliyor: “Biz, onun gösterdiği sevgiyi gösterebiliyor muyuz? O koşulsuz sadakati, o vefayı ve o saf şefkati yaşayabiliyor muyuz?”

Tango, sadece bir köpek değildi. O, insanın kalbine dokunan, yaşamın en saf yanlarını gösteren bir dosttu. Bize bıraktığı sevgi dolu anılarla hep yaşayacak.

Kısa ama anlamlı bir yaşamın oldu. Ama sevginin, dostluğun ve insan olmanın ne anlama geldiğine dair büyük bir hatıra bıraktın. Teşekkürler, Tango. Bizlere insanlık dediğimiz o derin kavramı bir köpek bedeninde, mükemmel bir şekilde hatırlattığın ve bana bu satırları yazdırdığın için.


Kim olduğumuzu biliyor muyuz? Kanımca bilmiyoruz. Kimliklerimiz bu yüzden çok önemli. Ben bir eşim, babayım, yöneticiyim (İşletmekten anlarım biraz... MBA' da sığdırmıştım bir ara eğitimlerimin arasına), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik bölümü mezunu ve 30 yıl bu ülke için fazla romantik kalan böyle bir meslekten rızkını kazanmış biriyim. Çok mu önemli bu kimlikler? Değil. O kadar kendimizden habersiziz ki o kimlikler elimizden alınırsa biz de olmayız sanıyoruz. İnsan oyuncaklarını ne kadar çok önemsiyor, yolun sonunda onlara dönüşmek ve kendini kaybetmek olsa bile... Ben kimim biliyor musun? Hayır bilmiyorum. Peki ya sen? Bildiğim tek bir gerçek var. Burası mucizelerle dolu ve yaşamayan inanamıyor. Ben de uzun müddet inanmadım. Ancak ne mutlu ki görmeyi becerdim. Yaşamak, hayatta kalmaktan çok farklı. Hayatta kalmak ise büyük güç. Bir de o gücü alıp, keyfe, huzura, sevgiye, coşkuya döktüğünüzü düşünün! İşte yaşamak o tarz bir deneyim. Aşkla yapılabiliyor. Aşkla ve tutkuyla yaşanabiliyor. Ne kadar söylesem az, ne kadar sussam tesirsiz! Şükredebiliyorum. 1969 yılında doğduğum ve bir doğuma vesile olduğum için. Sevdiğim, sevildiğim için. Güvendiğim ve güvenildiğim için. Dilerim yaşadıklarımı yaşatacak fırsatım olur çünkü benim minnetten, sevgiden ve dostluktan yana çok tecrübem oldu. İyi ki doğmuşum ve gelmişim. Yapımda ve yayında emeği geçen babam Tuzsuz Deli Bekir'e ve annem Kadriye'ye çok teşekkür ederim! Epiktotes'in dediği gibi "“Saati gelince öleceğim, ama kendisine verileni geri veren bir adam gibi öleceğim.” Dilerim ki hep birlikte geçirilecek zamanımız olsun ve o zamanın değerini kutsayacak sağlık ve özgürlüğümüz! Gerisi bir dalganın köpüğü, bir kuşun kanadı!

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)