Yaşamak İçin Bir Dut Yeter mi? – Kirazın Tadı Üzerine

, , ,

| 19/04/2025

Yas ve Ölüm Bilgeliği Platformu’nun Instagram hikâyesinde paylaşılan dizi, film ve belgesel önerileri arasında gezinirken, Abbas Kiarostami’nin Altın Palmiyeli başyapıtı Kirazın Tadı (Ta’m e Guilass) aklıma geldi. Bu film, yaşam, ölüm ve varoluş üzerine sinema tarihinin zarif ve derinlikli anlatılarından biridir. Sessiz, yalın ama çok şey söyleyen bir dille, insanın en temel sorularını perdeye taşır.

Film, intiharı düşünen bir adamın, -kendisini gömecek insan arayışının anlatıldığı toz toprak içinde geçen-, Bedii’nin hikâyesini anlatır. Yaşamla ölüm arasında gidip gelen yolculuğunu anlatan, aslında hayatın içinde gizli kalmış küçük mucizeleri ve umudun en beklenmedik anlarda nasıl filizlendiğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seren, tek tanrılı dinlerde yasak olan intihar konusunu işleyen bir İran’lı yönetmenin cesareti ile işlenmiş güzel bir yapım.

Bedii, çölde arabasıyla dolaşırken, kendisi için kazdığı mezara toprak atacak birini arar. Ölümü seçmiştir, ancak vedasından önce, karşılaştığı insanlar ona yaşamın farklı yüzlerini gösterecek ve yaşama dair farklı pencereler açarak, onun kararını sarsmaya başlar. Özellikle de Bakari Bey…

Bakari Bey, Bedii’ye kendi öyküsünü anlatır: Bir zamanlar o da hayattan vazgeçmiştir. İpi alıp intihara gitmiş, bir dut ağacının altına varmıştır. Ama ipi dala bağlamaya çalışırken, eline yumuşak ve tatlı dutlar gelir. Birini, sonra bir diğerini yer. Güneşin doğuşunu fark eder, çocukların kahkahalarını duyar, doğanın güzelliğini görür. Tatlar, ışıklar, sesler. Hayatı bırakmak için gittiği o yerden, yaşamın tadını yeniden keşfederek döner. “Bir dut hayatımı kurtardı.” der. Sadece bir dut… Basit, sıradan ama yaşamı yeniden anlamlandıran bir mucize.

Her Zaman Yaşamak İçin Bir Neden Vardır

Kiarostami bu filmle büyük, gösterişli dramatik anlar yaratmaz. Filmin alt metni basit ama sarsıcıdır: Yaşamaya devam etmek için devasa nedenler aramayın der. Belki de ihtiyacımız olan tek şey, küçücük bir dut tanesi kadar basit bir şeydir. Bazen bir dut yeter, bazen bir gülüş, bazen bir köpeğin kuyruğunu sallayışı… Hepimizi yaşamı sorgulamaya davet eder. Ölümün gölgesinde bile, hayatın küçük güzelliklerinin nasıl ışık saçtığını gösterir. Güneşin doğuşu, bir meyvenin tadı, bir çocuğun sesi, bir dostun gülümsemesi, bir çiçeğin kokusu, sevdiğimiz bir müzik parçası … Yaşam bazen en sade ayrıntılarda gizlidir. Ve bizi hayata bağlayan şeyler büyük mucizeler olmak zorunda değildir.

Şimdi durun ve düşünün: Sizi hayata bağlayan dutlarınız neler? Hangi küçük mucizeler size umut veriyor? Belki de yaşamak için çoktan yeterli nedeniniz vardır, sadece farkında değilsinizdir.

Hayat, bazen sadece bir tadı hatırlamakla başlar yeniden. Ve bazen, yalnızca bir tadın hatırına bile yaşamaya değer.


Kim olduğumuzu biliyor muyuz? Kanımca bilmiyoruz. Kimliklerimiz bu yüzden çok önemli. Ben bir eşim, babayım, yöneticiyim (İşletmekten anlarım biraz... MBA' da sığdırmıştım bir ara eğitimlerimin arasına), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik bölümü mezunu ve 30 yıl bu ülke için fazla romantik kalan böyle bir meslekten rızkını kazanmış biriyim. Çok mu önemli bu kimlikler? Değil. O kadar kendimizden habersiziz ki o kimlikler elimizden alınırsa biz de olmayız sanıyoruz. İnsan oyuncaklarını ne kadar çok önemsiyor, yolun sonunda onlara dönüşmek ve kendini kaybetmek olsa bile... Ben kimim biliyor musun? Hayır bilmiyorum. Peki ya sen? Bildiğim tek bir gerçek var. Burası mucizelerle dolu ve yaşamayan inanamıyor. Ben de uzun müddet inanmadım. Ancak ne mutlu ki görmeyi becerdim. Yaşamak, hayatta kalmaktan çok farklı. Hayatta kalmak ise büyük güç. Bir de o gücü alıp, keyfe, huzura, sevgiye, coşkuya döktüğünüzü düşünün! İşte yaşamak o tarz bir deneyim. Aşkla yapılabiliyor. Aşkla ve tutkuyla yaşanabiliyor. Ne kadar söylesem az, ne kadar sussam tesirsiz! Şükredebiliyorum. 1969 yılında doğduğum ve bir doğuma vesile olduğum için. Sevdiğim, sevildiğim için. Güvendiğim ve güvenildiğim için. Dilerim yaşadıklarımı yaşatacak fırsatım olur çünkü benim minnetten, sevgiden ve dostluktan yana çok tecrübem oldu. İyi ki doğmuşum ve gelmişim. Yapımda ve yayında emeği geçen babam Tuzsuz Deli Bekir'e ve annem Kadriye'ye çok teşekkür ederim! Epiktotes'in dediği gibi "“Saati gelince öleceğim, ama kendisine verileni geri veren bir adam gibi öleceğim.” Dilerim ki hep birlikte geçirilecek zamanımız olsun ve o zamanın değerini kutsayacak sağlık ve özgürlüğümüz! Gerisi bir dalganın köpüğü, bir kuşun kanadı!

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)