Geçenlerde, sık gittiğim bir kahvecide köşedeki masama oturmuş, kahvemi yudumluyordum. Derken karşıma genç bir adam geldi, sessizce oturdu. Hani bazı insanlar mekana girer girmez bir şeyleriyle dikkat çeker ya onun da dikkat çeken yanı, iki kolundaki dövmelerdi. Latince yazılmış iki kısa cümle. Biri “Memento Mori”, diğeri “Memento Vivere.”
Böyle şeyler genelde göz ucuyla fark edilir, geçilir. Ama bu dövmeler sıradan bir yazı gibi durmuyordu. Hem estetikti hem de derin anlamlar taşıyordu. Okudum. Biri “Öleceğini unutma,” diğeri “Yaşamayı hatırla” diyordu.
Dövmeyle aram pek yoktur. Eğer bir şey yazdıracak olsam, herhalde “Bu da geçer yahu” olurdu. Ama bu iki söz… Nasıl desem, zihnime kazındı. Üzerine düşündüm. Düşünmekle de kalmadım, ortaya bu yazı çıktı.
“Memento Mori.” Marcus Aurelius’un bir sözü geldi aklıma: “Hayatı hemen şimdi bırakabilirsin. Bırak bu, yaptıklarını, söylediklerini ve düşündüklerini belirlesin.” Stoacıların bakışı tam da böyleydi. Ölüm, onlar için bir pusulaydı. Sürekli hatırlanmalıydı ki insan kendini kaybetmesin. Elbette bu düşüncede haklılık payı var. Ama bazıları bu felsefeyi biraz fazla benimseyip “Nasıl olsa her şey bitecek” diyerek sadece hazların peşine düşmüş.
Ne olursa olsun, ben bu fikri seviyorum. Hayatın geçici olduğunu bilmek, bazı şeyleri daha berrak görmemi sağlıyor. Sevdiğimiz insanlar, anılar, hatta sıkıntılar bile nihayetinde gelip geçiyor. Hepsi misafir.
Sonra diğer ifade geliyor aklıma: “Memento Vivere.” Yaşamayı hatırla. Yani sadece ölümü düşünerek hayatı ıskalama. Zaman zaman bir şeyin kıymetini, onu kaybedince anlıyoruz. Oysa her sabah hâlâ nefes alabiliyorsak, bu başlı başına bir kutlama sebebi değil mi?
Bu düşünceler beni biraz daha derinlere götürdü. Aslında kutsal kitaplarda da benzer uyarılar sıkça geçer. Zebur’da “İnsanın ömrü bir el çırpması kadar” denir. Kur’an’da, Kehf Suresi’nde “Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür; baki kalacak olan ise Rabbinin katında daha hayırlıdır” diye yazılıdır. İncil’de de şöyle der: “Hayatınız buhar gibidir; bir süre görünür, sonra yok olur.”
Ne kadar kısa, ne kadar kırılgan aslında… Belki de bu kırılganlık hayatı bu kadar değerli kılıyor.
Bazen düşünüyorum. Gerçekten yaşamaya ne zaman başlıyoruz? Belki de ne ölümü unuttuğumuzda ne de yaşamı ihmal ettiğimizde. İkisini birden hatırladığımızda başlıyoruz aslında. Hem sona hazırlıklı olup hem anı kaçırmadan yaşadığımızda.
Belki hâlâ dövme yaptırmam. Ama bu iki sözü “Memento Mori” ve “Memento Vivere”yi artık içimde taşımaya devam ediyorum. Biri bana ölümü kabullenmeyi, diğeri ise yaşamı unutmamayı hatırlatıyor.
Ve belki de ikisini birlikte taşıdığımızda, gerçekten yaşamaya başlıyoruz.
Görsel Linki: https://images.app.goo.gl/Uve2wAvc5bEypdBHA
















