“Çok korkuyorum Eşkıya! Beni bırakma… Çok korkuyorum! Çok…”
“Korkma! Sadece toprağa gideceksin. Sonra toprak olacaksın. Sonra sularla birlikte bir çiçeğin bedenine yürüyeceksin. Oradan özüne ulaşacaksın. Çiçeğin özüne bir arı konacak. Belki ,belki o arı ben olacam.”
– Erkan Oğur (Eşkıya Filmi)
Bazı filmler vardır sadece tek repliğiyle hafızalarda yer edinir. O repliği söylemek bile o filmin hangi film olduğunu anlamamıza yeter. Eşkıya ’da böyle filmlerden biri.
Türkiye’de sinema sanatının önde gelen örneklerinden biri olan Eşkıya filminde Baran (Şener Şen) ne diyordu, hatırlıyor musunuz? “Korkma! Sadece toprağa gideceksin.”
Vakti zamanı gelince bedenimi toprağa vermeden önce bir cami avlusunda toplanacaklar. Uzun zamandır birbirini görmeyen özlem giderecek. Birbirlerine, “Neyi varmış? Neden ölmüş? Kanser mi? Kalp krizi mi?” diye soracaklar. Şirket dedikoduları yapacaklar. “Ölümlü dünya abi arayı açmayalım, görüşelim” cümleleri havada uçuşacak. Sonra uzun bir sandıktan çıkardıkları beyazlar içindeki bedenimi, derin bir çukura bırakıp üzerine küreklerce toprak attıktan sonra oluşan tümseğe sapladıkları tahtanın üstüne adımı yazacaklar.
Camiden sonra tüymeyip mezarlığa kadar gelen yakınlarım, mezarlıktan çıkarken “Buraya kadarmış”, “Hayat işte, bir varmış bir yokmuş”, “Çok neşeli insandı”, “Okumayı, yazmayı, gezmeyi ve insanları severdi”, “Biraz da huysuzdu” gibi cümlelerle ölümün/ölümümün felsefesini yapacaklar. Neşeli, mizah gücü kuvvetli bir eş ve babanın da bedenini toprak altında çürümeye terk edecekler.
İnanç sahibi olanlar mırıl mırıl son Fatiha’mı okuyacaklar. Her ölümde olduğu gibi kendi ölümlerine karşı duydukları merakı ve korkuyu hatırladıklarını düşündüren bir tür sakinleşme çabası içine girecekler.
Gerçekten bu kadar mı?
Bir insanın öyküsü/öykümüz burada bitiyor mu?
Son nefesten sonrası yok mu gerçekten?
Varsa ne var?
Dini bütün tanıdık ve akrabalarım, cenneti ve cehennemi, hurileri ve kaynayan kazanları dert edecek, “Önemli olanın bu dünya değil, ötekisi” olduğunu tekrarlayacak ve “Her şeyin geçici olduğunu”, paranın, malın mülkün, zevkin kalıcı olmadığını vurgulayacaklar. Fani dünyanın altını çizecekler.
Ama yaşarken bunların dünyaya öylesine dört elle sarılmalarını; para kazanmaya, servet edinmeye, iktidarlarını güçlendirmeye öylesine asılmalarını bilen ve galiba öteki tarafa gerçek anlamda inanmıyorlar, yoksa “Ölümlü Dünya” da bu kadar hırslı olabilirler miydi diye düşünen ben, yeni ölmüş de olsam, eminim içten bir şekilde güleceğim.
Unutulmaz filmlerden biri de Bruce Willis’in başrol oyuncusu olduğu Altıncı His (The Sixth Sense)’te, orada “ölüleri gören çocuk” Cole’un sözlerini de muhtemelen hatırlayacağım.
“Bazen insanlar bir şeyleri kaybettiğini düşünür. Gerçekte kaybolmamıştır, sadece yer değiştirmiştir.”
Öyleyse yer değiştiren, nereye gidiyor?
Korkmayın demek isterdim. Ama size göre ölüyüm artık konuşamıyorum. Allah canlılarla ölülerin bir araya gelmelerine izin vermiyor maalesef.
Siz duyamasanız da sesleneceğim.
Korkmayın, çünkü ben korkmuyorum.
Geldim. Yaşadım. Hakkını verdim. Deneyimledim. Bedenimin esaretinden kurtuldum.
Ve kaynağıma dönüyorum.
27.02.2023














