Eserleriyle Ölümsüzlüğe, Olumsuz Telkin İle de Ölüme

,

| 16/02/2022

Wolfgang Amadeus Mozart (1756 – 1791)

Mozart 35 yaşına bastığında ölüm korkusu bütün benliğini sarmıştı. Son günlerinin yaklaştığını hissediyor ve her şeye rağmen dünyadan ebediyen ayrılmak fikri onu perişan ediyordu. Ellerini şakağına dayamış otururken kapı çalındı. Baştan aşağı siyahlar giymiş yüzü maskeli bir adam içeri girdi. Adını veremeyeceği çok meşhur bir şahıs için bir cenaze marşı bestelemesini rica etti. Mozart buna karşılık büyük bir ücret alacaktı ama elini çabuk tutması besteyi en kısa zamanda bitirmesi gerekiyordu.

Bu garip yabancının siparişi Mozart’ın üzüntülerini endişelerini büsbütün arttırmıştı. Siyahlı adamın Azrail’in ta kendisi olduğuna ve besteleyeceği cenaze marşının da kendisi için sipariş edildiğine inanmıştı.

Mozart büyük bir keder aynı zamanda telaş içinde marşı bestelemeye koyuldu. Ölüm düşüncesi zihnine her gün biraz daha yerleşiyordu.

Bu dönemde, eşine “yakında öleceğim, bundan eminim” demiştir. Bir yıl önce de dostu J. Haydn’ı Londra yolculuğuna uğurlarken gözyaşı dökmüş ve bir daha göremeyeceğini söylemiştir. Lorenzo Da Ponte’ye yazdığı mektupta da, “bununla beraber, yaşam ne kadar güzeldi ve korunarak gelişen meslek ne kadar şanslı. Fakat, insanın kendi yazgısını değiştirmesi olası değil. Hiç kimse, günlerini belirleyemez. Boyun eğmek gerek. Tanrı bundan hoşnut olacak… Bitiriyorum. Bu benim cenaze şarkım ve onu yarım bırakmak zorundayım” diye yazmıştır.

Marşı tamamlamasına meydan kalmadan 35 yaşında hayata gözlerini yumdu. Esrarengiz ziyaretçi Mozart’ın hastalığının artmasına sebep olmuştu. Bestecinin dul kalan karısı Constance kocasının ölümüne sebep olan ziyaretçinin Kont Walsegg adında bir asilzadenin uşağı olduğunu öğrenince çok üzüldü. Mozart’ın dostu olan kont, ona bir şaka yapmak istemişti ama, şaka pek acı bir şekilde sona ermişti.

Ölüm marşı öğrencileri tarafından tamamlanmıştır.

(Alıntı ve derlemedir)

İnternette dolaşan bu hikaye ne kadar doğrudur bilinmez. Dünyaca bilinirliği bu kadar yüksek bir müzik adamının, itibarı her seviyeden sanat çevrelerince kabul görmüş bir müzik dehasının, Mozart’ın çok da eski olmayan hikâyesinde efsaneler, birbirine çelişik rivayetler neden bu kadar çok karşılık bulur? Bilemem.

Ama iki şey söyleyebilirim. Beyin çok güçlü bir yapıdır ve insan kendi kendini telkin ile ölüme kadar götürebilir. Yine aynı insan kısa sayılabilecek bir ömre, onu müzik tarihinin en önemli isimlerinden biri yapan çok sayıda ve yüksek eser sığdırabilir. (30 yıllık sanat – ilk bestesini beş yaşında gerçekleştirmiş- hayatında, müzik dünyasına 626 eser kazandırmıştır. Bu, ortalama iki haftada bir eser hazırlaması demektir. Mozart, Klasik Batı Müziği’nin opera, senfoni, sonat, konçerto gibi her türünde eserler yazıp, bestelemiştir)

Belki bir Mozart olamayacağız ama onun gibi öleceğiz. Çünkü canlılar ölür. Sevdiklerimiz ölür. Sevmediklerimiz ölür. Biz ölürüz. Çünkü bu evrenin ve doğanın bir parçasıyız. Ölümün sürekli yaşamı beslediği en güzel örnek doğa. Sonların bu kadar sakin, normal karşılandığı ve hemen yeni başlangıçlara bağlandığı yer doğa, yaşam döngüsü. Sıralarını bize vererek aramızdan ayrılan tüm ölülere şükrân ve minnetle… Her ölüm erken ve hiçbir ölüm korkunç değil.

Ölene dek ondan korkmadan, yaşamımızın hakkını vererek ve üreterek kalplerimizin çarpması dileğiyle! ❤️

15.02.2022


Kim olduğumuzu biliyor muyuz? Kanımca bilmiyoruz. Kimliklerimiz bu yüzden çok önemli. Ben bir eşim, babayım, yöneticiyim (İşletmekten anlarım biraz... MBA' da sığdırmıştım bir ara eğitimlerimin arasına), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik bölümü mezunu ve 30 yıl bu ülke için fazla romantik kalan böyle bir meslekten rızkını kazanmış biriyim. Çok mu önemli bu kimlikler? Değil. O kadar kendimizden habersiziz ki o kimlikler elimizden alınırsa biz de olmayız sanıyoruz. İnsan oyuncaklarını ne kadar çok önemsiyor, yolun sonunda onlara dönüşmek ve kendini kaybetmek olsa bile... Ben kimim biliyor musun? Hayır bilmiyorum. Peki ya sen? Bildiğim tek bir gerçek var. Burası mucizelerle dolu ve yaşamayan inanamıyor. Ben de uzun müddet inanmadım. Ancak ne mutlu ki görmeyi becerdim. Yaşamak, hayatta kalmaktan çok farklı. Hayatta kalmak ise büyük güç. Bir de o gücü alıp, keyfe, huzura, sevgiye, coşkuya döktüğünüzü düşünün! İşte yaşamak o tarz bir deneyim. Aşkla yapılabiliyor. Aşkla ve tutkuyla yaşanabiliyor. Ne kadar söylesem az, ne kadar sussam tesirsiz! Şükredebiliyorum. 1969 yılında doğduğum ve bir doğuma vesile olduğum için. Sevdiğim, sevildiğim için. Güvendiğim ve güvenildiğim için. Dilerim yaşadıklarımı yaşatacak fırsatım olur çünkü benim minnetten, sevgiden ve dostluktan yana çok tecrübem oldu. İyi ki doğmuşum ve gelmişim. Yapımda ve yayında emeği geçen babam Tuzsuz Deli Bekir'e ve annem Kadriye'ye çok teşekkür ederim! Epiktotes'in dediği gibi "“Saati gelince öleceğim, ama kendisine verileni geri veren bir adam gibi öleceğim.” Dilerim ki hep birlikte geçirilecek zamanımız olsun ve o zamanın değerini kutsayacak sağlık ve özgürlüğümüz! Gerisi bir dalganın köpüğü, bir kuşun kanadı!

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)