KRAL: Bensiz,bensiz. Bensiz gülecekler, yiyip içecekler, mezarımın üstünde dans edecekler… Beni hatırlasınlar, benim için ağlasınlar, öldüm diye ümitsizliğe kapılsınlar. Bütün tarih kitaplarında benden bahsetsinler, adımı ebediyen ansınlar. Herkes hayatımı ezbere öğrensin. Öğrenciler ve bilginler krallığımdan, kahramanlıklarımdan gayri bir şeyle meşgul olmasınlar… Uçaklara, gemilere, el arabalarına, otobüslere benim adım konulsun…Herkes için bir tek soyadı olsun: Be. Beranje… Ebediyen anılayım, şefaat benden dilensin, bana yalvarılıp yakarılsın. (Ionesco, Kral Ölüyor)
Ölüm! Anlam açlığı tatmin olmayan insanın dipsiz merakının, yaratıcılığının, hüznünün, deliliğinin, belki de en temel sebebi. Eugene Ionesco, “Kral Ölüyor” isimli tiyatro şaheserini yazdığında hastaymış. Ölmekten çok korkuyormuş. Yirmili yaşlarda okuduğum eser, elliye yaklaştığım günlerde başka anlamlara bürünüyor. Pandemi sürecinde aldığım eğitimler (ölüm doulalığı, yazı ve derin okuma atölyeleri) beni geçici olduğum gerçeğiyle yüzleşmeye itti. Her gün düşünürüm: Ya bu içtiğim son kahveyse? Ya bu okuduğum son kitapsa? Ya bu dışarı son çıkışım, güneş altında son yürüyüşümse? Ya bu dinlediğim son güzel şarkıysa?
Bu sorular ne işe yarar peki? Ölümü kabullenir miyim bir çırpıda? Hayır! Ama bu sorular, yatay hayattan, dikey hayata geçişi kolaylaştırır. Yaratmaya, yazmaya elverişli kılar bedenimi. Odaklandığımda sadece bakmam, görürüm. Zaman yavaşlar, gökyüzü parmaklarımı okşar. Nazikçe yazmaya teşvik eder ellerimi. Tam bu anda, yaşadığımı iliklerime kadar duyumsarım. Akışın önüne set çeken düşüncelerim aradan çekilir. Geriye canlı bir yazma isteği kalır.
Üç kez ölümden dönmüş birinin, yazma eylemi bittiğinde döndüğü yer neresidir peki? Doğum. Yeniden doğuşlar. Kendimi yazarak defalarca doğurdum. Bu belki de bir rahimden çıkmaktan daha kıymetli. İnsanın kendine annelik etmesi, içsel çocuğu kucaklıyor. Bir kedinin yaralarını yalaması gibi, yazarak iyileştiğimi düşünürüm. Bugün, “Kral Ölüyor’u” tekrar okuyarak, ölüm psikolojimin izini sürüyorum. Eseri incelemek, bende de ölüm takınağı olduğunu gözler önüne seriyor.
Notes et Contre-notes’ta (Ionesco, 1966, s.309) şöyle yazar: “Ölüm bende hep bir takınak oldu. Dört yaşından bu yana, yani öleceğimi bildiğimden bu yana, boğuntu beni hiç terk etmedi. Sanki birdenbire, ondan kurtulamayacağımı ve yaşamda da yapacak hiçbir şeyin olmadığını anlamıştım. Ölüm korkumu, ölmekten duyduğum utancı haykırmak için yazıyorum. Ölmek için yaşamak saçma değil, bu böyle.”
Çok sevdiğim yazar Stephen Jenkinson, “Dünyaya verilebilecek en kutsal hediyenin bilgece ölmek,” olduğundan söz eder. Travmatik olmayan, kabullenilmiş bir ölüm… Ona göre, doğumla ölüm ikizdir. Ve her insan, yaşadığı gibi ölür! İçinde yaşadığımız kültür fakirleşmiş bir kültürdür. Ölü yatağı, kamusal alan olmaktan çıkmış, medikal sürece indirgenmiştir. Hastalığın inkârı baş tacı edilmiş, ölüm, alt edilmesi gereken düşman ilan edilmiştir.
Yas tutmayı yasaklayan sistem, ölümü sohbet konusu yapmaktan özenle uzak durmuştur. Tüketim nesneleri üzerinden mutluluk, kitle iletişim araçlarıyla sürekli pompalanmış, en temel ihtiyacımız, daha fazla satın almaya indirgenmiştir. Son model bir telefona sahipseniz çok şanslısınız! Cep telefonunun nimetlerini sıralayan kapitalizm, zararlarını hasıraltı etmekte sakınca görmez.
Popüler kültürün okumamızı istediği kitaplar vitrinlerde, izlememizi istediği içi boş diziler, reklam panolarında boy gösterirken; anlam arayışımızı tatmin edecek kadim öğretiler, kapitalizmin oltasına takılmıştır. Usta çırak ilişkisi rekabet içerir mi? Sevgi içermeyen para odaklı eğitimler, karanlığına hiç bakamayan üstatlar yaratır. Gölgesine hiç bakmamış biri, fâniliğe de bakamaz.
KRAL: Beni aldattılar, Haber vermeleri gerekirdi. Beni aldattılar. Vaktim olmadı, vaktim olmadı, vaktim olmadı… Razı olmayacağım. (…) Nefes almağa vaktim olmadı. Hayatın ne olduğunu öğrenmeye vaktim olmadı… Ah, önümde bir asır daha olsaydı belki vaktim olurdu… Hayır. Ebediyen olmadıktan sonra niye doğdum? Anama babama lanet olsun. Nereden akıllarına gelmiş, ne kötü bir şaka. Dünyaya daha beş dakika önce geldim, evleneli üç dakika ya var ya yok. (Ionesco, Kral Ölüyor)
Yararlandığım kaynaklar:
EUGENE IONESCO’NUN KRAL ÖLÜYOR (LE ROI SEMEURT) ADLI OYUNUNDA İNSANIN TRAJİK SONU: ÖLÜM (Ayten ER)
Kral Ölüyor- Eugene Ionesco
Bilge Öl- Stephen Jenkinson













