Misket, kızım, neden yemedin bir şey?
Ayağına dolanmaya, mırıldanmaya devam ediyordu ama dün akşam koyduğu mamadan bir tane bile yememişti. Mutfağa geçti Lale, cezveye, kahveyi, bir tane şekeri attı. Karıştırmadan pişirdi. Kaynamaya başlayınca önce köpüğünü döktü cezveden fincana, sonra bir daha kaynattı, kalanı boşalttı. Herkesin bildiği bir şeydi işte. Bir sürü insanı sıra sıra dizseler, aynı ölçüleri, aynı marka kahve ve şekeri, aynı ısıda ocağı verseler, o sıraya dizilmiş inci-insanlar birer kahve yapsa, hepsinin tadı farklı olur diye düşündü. Sigarasını yaktı. Mutfak camından karşı apartmanın yalnızlığına bakarak kahvesini ve sigarasını bitirdi. Dışarı çıkması gerekiyordu.
Naz yapma boşuna, başka mama yok. Ye akşama kadar.
İşe git. Kahve iç sigara iç. Boş sohbetler, dolu melodiler. Kilo mu aldın sen? Ay üstündeki ne güzelmiş, nerden? Sayıları bilgisayara geçir. Telefonda konuş. Ona söz ver, bunu başından sav. Daha önceden verdiğin sözleri unut. Spora başlamaya karar ver. Önüne geleni ye. Yemediğini ardında bırak. Ay bunları sokak kedilerine veriyorsunuz değil mi? İşten çık. Hayatta olan ebeveynleri ara. Flörtünle fingirdeş. Haa işin var demek, tamam yarın görüşürüz. İşten çık. Eve dönüş yolunda markete uğra. Sigara al aman unutma. Hafta sonu kesin spora başlamaya karar ver. Eve var. Bir şeyler atıştır. Telefonda konuş. İşten kalan işlerle cebelleş. Kediyi sev. Onun da seni sevmesinin tadını çıkar. Geçen cumartesi yapmadığın temizlik eline ayağına dolansın. Önce süpür. Silersin de. Yok silmekten vazgeç. Süpürmek yeter. Kediyi sev yine. Kitap okumaya karar ver. Vazgeç. İyi bir film izle. Televizyonu aç ve saçma sapan bir şeyde takılı kal. Kanepede pinekle. Kedi gelsin. Uyuyakal orda. Kumu temizlemeyi unut. Mama koymayı unut. Hafta sonu spora mutlaka başla, çok kilo aldın. Bu adam niye ekti seni acaba, az biraz düşünürsen olmaz, çokça düşün. Uykuya dalmışken uyan gecenin tam üçünde, tutulursun, tutulmuşsun zaten tutulacağın kadar. Hadi yatağına git.
Giderken gözü mamaya takıldı Lale’nin. Yememiş. Hasta falan mı acaba Misket Hanım.
Sabah uyandığında hala mama yememişti Misket. İşyerini aradı. Gelemeyeceğini söyledi. Kedisi hastaydı. On dakika sonra veterinerdeydiler. Hiçbir hayvanın hayır demeyeceği bir mama açıldı önce. Lale bile kokusunu çok sevdi, buram buram et kokuyordu mama valla. Yok, yemedi. Kokladı kokladı, yemedi. Filmler röntgenler çekildi. İşte ordaydı. Minik bir şey yutmuştu. Çıkarmasını bekleyeceklerdi. Yoksa ameliyat olacaktı. Dün sabahtan beri bir şey yemediği için serum taktılar. Sigara içerek serumun bitmesini bekledi.
Babasının ölümünü de sigara içerek beklemişti. Ağza alınmayacak hastalıklar ve ölümler kol geziyordu. Ve o hafta sonu spora başlasın mı, adama mesaj atsın mı onu düşünüyordu. İçi acıyordu ama sigara da içiyordu. Utanmalı mıydı? Utanıyordu da. İçi gerçekten acıyordu. Zamanı geri sarmak istedi. Babanın ölümü ile kedinin ölümü bir olabilir miydi? Utanıyordu. Çünkü birdi. Çünkü geride kalan oydu. Ve sigarası. Bir nefes daha çekti. Söndürürken sigarasını içinden bir nefes çıktı. Sanki ölmüştü de haberi yoktu.
Eve gittiler beraber. Kucağında Misket. Düşünecek hiçbir şey yoktu. Bir kedi nasıl bu kadar güzel kokabilirdi? Ama kokuyordu. Babasının kokusu aklına geldi. Her ölüm önceki ölümü tetikleyecek miydi böyle?
Neden korkmuyordu? Alıştığı için mi acaba. Her ölüm biraz daha mı ölüme alıştırıyordu ruhu ve bedeni? Neydi beden? Neydi ruh? Ruhu ile bir olmak bu muydu?
Misket yine yemedi bir şey… Üç koca gün beraber yemediler ve içmediler. Beraber uyuştular gittikçe. Misket’e serumlar bağlandı Lale’ye peş peşe sigaralar. Misket’e röntgenler çekilmeye devam etti, Lale’ye düşense babasının ziyaretlerine rüyadan uyanınca ağlamak.
Kediler de ağlıyor muydu acaba?
Misket gittiğinde Lale ağladı. Çok ağladı. İlk karşılaşmaları, beraber yaşamaya başlamaları, eve gelirken ona kavuşacağını bilmek.. Her şey birbirine girmişti. Klinikten bir bebek bezine sarıp eline vermişlerdi Misket’i. Açtı. Baktı. Kokladı. Bir kedi nasıl bu kadar güzel kokabilirdi? Çok saçma geldi. Ağlarken gülerek teşekkür etti. Utanmadan sevdi Misket’i. Çamlıca korusuna gömmeye giderken başucuna bir ağaç fidesi almayı düşünecek kadar aklı yerinde ama yanına yatıp üstüne toprak atmalarını isteyecek kadar salaktı. Babasının yanına gömülmek istememişti halbuki. Kim bilir, belki o zaman daha akıllıydı.
Eve döndüğünde günler sonra ilk defa acıktığını hissetti. Mama kabı ordaydı. Babasından kalan süveteri giydi. Yatağına uzandı, yorganı kafasına çekti.
Yasta mıydı Lale? Kimin yasıydı bu?
Kendi yasını tuttu tam yedi gün. Gidenlerin arkasında kalanların yasıydı bu.
Otobüs terminallerinin ismini değiştirmek lazım diye içinden geçirdi Lale. Terli insan terminali daha uygundu. Dokuz saat süren, kıç ağrıtıcı yolculuğa hazır mıydı? Hazır olmasa neydi ki, sırtında çanta elinde bilet buradaydı işte. Sabah altı da otobüsten indiğinde hava ne kadar da soğuktu.
Mezarlığa vardığında öğle güneşi çıkmıştı.
Merhaba baba. Bildiğim tüm duaları okudum. Üç kuluvallah bir elham işte, bilirsin beni. İyi misin? Hani, bazen rüyalarıma giriyorsun ya, ben, hep, iyi görüyorum seni. Ben.. Ben çok kötüyüm be baba. Yorgunum. Gittiğinden beri kendimi daha büyük hissediyorum ama büyümek istemiyorum baba. İstemiyorum. Bütün o kalabalıklar içinde yalnız hissediyorum. Sen de öyle hissediyor muydun? Senin de baban öldü, annen öldü. Sen de yalnız mıydın baba, bize rağmen. Sen öldün. Misket öldü. Bir gün, böyle çok üzgündüm, iş güç falan yani. Şimdi düşününce çok saçma da işte o gün çok üzgündüm. Kızgındım. Kırgındım. Şimdi abartılmış geliyor ama konumuz bu değil. Neyse. Ölmek istedim. Yatmak. Uyumak. Ve uyanmamak. Ama Misket geldi. Tanışsaydınız çok severdin Misket’i. Tekir, o bildiğin sokak kedilerinden. Neyse işte. Misket gelince, böyle mırıl mırıl, gırlamalı falan. Vazgeçtim. Misket yüzünden vazgeçtim. Beni hayatta tutan sadece oydu. Sonra, o öldü vee… Çok saçma geliyor şimdi sana değil mi? Annem kardeşlerim arkadaşlarım dostlarım değil ama beni vazgeçirenin Misket olması çok saçma değil mi baba? Ama öyleydi. Sana anlatmam lazımdı baba. Sağlam bi kızın olmadığı için özür dilemeye geldim. Beni affet olur mu baba? Ben seni gittiğin için affediyorum. Misket’e de iyi bak orda. Çok güzel kokar o biliyor musun?











