Ölüm yaşamı anlamlı kılar

, ,

| 19/09/2023

“Ölüm, herkesi eşit kılar.” Seneca (M. E. Saraçbaşı, 2001: 361) 

“Dünyaya geldiğimiz gün bir yandan yaşamaya, bir yandan ölmeye başlarız.” Montaigne (M. E. Saraçbaşı, 2001: 360) 

“Yaşam varsa, ölüm de vardır.” Yüan Mei (M. E. Saraçbaşı, 2001: 245) 

“Var olmak ölümün huzurunda olmak demektir.” (Bollnow, 2004: 103)

Belli konu başlıklarında okumalar yapınca arama motorları ve sosyal medya platformları benzer temaları önünüze getiriyor. Bu sabah ekranıma Lucreties’in bir şiiri düştü ve sonrasında da bu satırlar aktı gitti.

Ölümden korkuyoruz ve yaşlanmak ölüme yaklaşım gibi geliyor bir çoğumuza. Halbuki insan her an ölüp, yeniden dünyaya gelmekte, farkında değiliz. Ünlü Latin ozanı Lucreties şiirinde: “Zaman değiştirir özünü her şeyin, bir halden bir hale çıkar hep, doğa zorlar her şeyi başkalaşmaya” demiş. Şiirin tamamı aşağıda.

Mutat enim mundi naturam totius aetas,
Ex alioque alius status excipere omnia debet,
Nec manet ufla sui similis res: omnia migrant,
Omni commutat natura et vetera cogit.

Zaman değiştirir özünü her şeyin;
Bir durumdan bir başka durum çıkar hep;
Benzerlik kalmaz biçimden biçime;
Doğa zorlar her şeyi başkalaşmaya.

Montaigne de şöyle demiş: “İhtiyarlık gelince, olgun yaş ölür. Gençlik olgun yaşta biter. Çocukluk gençlikte, ilk yaş çocuklukta, kaldı ki dünkü gün bugün ölmüştür. Dünkü gün de bugün ölmüş olacaktır. Bugün de yarın ölmüş olacaktır.”

Herakleitos’un tespiti de çarpıcı: “Aynı şeydir yaşayan ve ölen, uyanık ve uyuyan, genç ve yaşlı. Çünkü sonrakiler öncekilerle, öncekiler sonrakilerle yer değiştirir.” (Herakleitos, 2005: 88. Fragmanlar)

Görülüyor ki, ölümden kaçış ve kurtuluş yok. İnsan ölümle hep iç içe.  Nasıl ki gündüz ile geceyi, aydınlık ile karanlığı, yukarı ile aşağıyı, beyaz ile siyahı birbirinden ayırıp tanımlayamıyorsak ölüm de yaşamdan ayrılamaz, onlar gibi bağlaşık kategorilerden birisi. Aksine yaşamı canlandıran ölüm. Hiç ölmeyecek olsaydık ne anlamı olurdu yaşamlarımızın? Ölümün olmadığı yaşam anlamdan ve ilgiden yoksun. Ölüm yoksa yaşamın da hiçbir anlamı yok sanki.  Varlık ve varoluş ancak hayat ve ölümle anlam ve değer kazanmakta.

İnsanın doğası iz bırakmaya çalışmak. Bu dürtü, bir ağacın gövdesine sevdiğinin ismini kazımak basitliğinden, medeniyet üretmeye giden bir yol. Ölümü idrak etmekle hayata dokunulur, yaşamın anlamı gözler önüne serilir. Bu da yaşamın birbirine karşıt ama tamamlayıcı iki kutbu olan hayat ve ölüm arasında gidip gelmeye, kültür ve medeniyet üretmeye yol açar.

Yaşam ve ölüm birbirlerinden farklı iki şey değil ki, aynı gerçeğin iki farklı yüzü. Bu bir bakıma hem ölecekmiş hem de hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak.

Ölüm aynı zamanda en demokratik ve en adil güç. Sayısız farklılıkları ortadan kaldırıyor, hayatı herkes için eşitliyor. Yerine göre güvenilir bir danışman, yerine göre de bir şifa ve anlayana bir törpü oluyor; kibri, egoyu, alışkanlıkları, tarihi, kültürü ve medeniyeti törpüleyen.

Ölüm fenomenini hayatın dışına atan günümüz insanı olarak özgür değiliz. Ve sevgi, şefkat , merhamet duygularından uzaklaşmış bir şekilde hoyrat bir hayat yaşıyoruz. Doğaya, yaşamın tüm formlarına ve kendimize hoyrat.

Ölüm olgusunun, hayatı anlama ve anlamlandırma çabasında unutulamayacak kadar önemli olduğunu gerçekten anlayabilsek, nerede ve hangi durum ve koşulda olursa olsun ölüme her an dokunabileceğimizi unutmasak, ölümün hayatın yıkıcı değil yapıcı unsuru olduğunu idrak edebilsek, bir yandan hayata anlam kazandırırken, öte yandan da insanı insanlaştırdığını görecek ve önemli bir aydınlanma yaşayacağız.

Ölüm, yaşam döngüsünün doğal bir parçası ve varlığımızın gündelik hayatımızın arka planındaki sesi. O sese kulaklarımızı kapatmadan, yaşamın anlamını vererek, neden yaşıyorum ben sorusunu ara ara kendimize sorarak, sevgi, saygı, hoşgörü, dostluk, kardeşlik, eşitlik, adalet, özgürlük, dayanışma ve barış gibi duyguların hakkını verdiğimiz bir yaşam diliyorum, başta kendime ve bu satırları okuyanlara…

  1. SARAÇBAŞI, M. Ertuğrul (Hazırlayan) (2001) Damıtılmış Sözler, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  2. BOLLNOW, Otto Friedrich (2004) Varoluş Felsefesi –Kierkegaard-Hiedegger-Jaspers– (Çeviren: Medeni Beyaztaş), İstanbul: Efkâr Yayınları.
  3. HERAKLEITOS (2005) Fragmanlar (Çeviri ve Yorumlar: Cengiz Çakmak), İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

Kim olduğumuzu biliyor muyuz? Kanımca bilmiyoruz. Kimliklerimiz bu yüzden çok önemli. Ben bir eşim, babayım, yöneticiyim (İşletmekten anlarım biraz... MBA' da sığdırmıştım bir ara eğitimlerimin arasına), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik bölümü mezunu ve 30 yıl bu ülke için fazla romantik kalan böyle bir meslekten rızkını kazanmış biriyim. Çok mu önemli bu kimlikler? Değil. O kadar kendimizden habersiziz ki o kimlikler elimizden alınırsa biz de olmayız sanıyoruz. İnsan oyuncaklarını ne kadar çok önemsiyor, yolun sonunda onlara dönüşmek ve kendini kaybetmek olsa bile... Ben kimim biliyor musun? Hayır bilmiyorum. Peki ya sen? Bildiğim tek bir gerçek var. Burası mucizelerle dolu ve yaşamayan inanamıyor. Ben de uzun müddet inanmadım. Ancak ne mutlu ki görmeyi becerdim. Yaşamak, hayatta kalmaktan çok farklı. Hayatta kalmak ise büyük güç. Bir de o gücü alıp, keyfe, huzura, sevgiye, coşkuya döktüğünüzü düşünün! İşte yaşamak o tarz bir deneyim. Aşkla yapılabiliyor. Aşkla ve tutkuyla yaşanabiliyor. Ne kadar söylesem az, ne kadar sussam tesirsiz! Şükredebiliyorum. 1969 yılında doğduğum ve bir doğuma vesile olduğum için. Sevdiğim, sevildiğim için. Güvendiğim ve güvenildiğim için. Dilerim yaşadıklarımı yaşatacak fırsatım olur çünkü benim minnetten, sevgiden ve dostluktan yana çok tecrübem oldu. İyi ki doğmuşum ve gelmişim. Yapımda ve yayında emeği geçen babam Tuzsuz Deli Bekir'e ve annem Kadriye'ye çok teşekkür ederim! Epiktotes'in dediği gibi "“Saati gelince öleceğim, ama kendisine verileni geri veren bir adam gibi öleceğim.” Dilerim ki hep birlikte geçirilecek zamanımız olsun ve o zamanın değerini kutsayacak sağlık ve özgürlüğümüz! Gerisi bir dalganın köpüğü, bir kuşun kanadı!

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)