Ben Ölmeden Önce…

, ,

| 21/02/2025

TED konuşmalarını dinlemeyi severim. Karşıma Candy Chang’in etkileyici bir konuşması çıktı. Katılımcı toplum sanatı konusunda çalışan bir kadın sanatçı olan Chang, 2009 yılında çok sevdiği birini aniden kaybediyor. Sonrasında ölüm hakkında çok düşündüğü ve uzun süren bir yas ve depresyon süreci başlıyor. Bu derin acı, onda bir dönüşümü tetikliyor. Hayatın kısa ve kırılgan olduğunu fark ediyor ve bunu insanlarla paylaşmanın, onları düşündürmenin bir yolunu arıyor.

New Orleans’taki mahallesinde, terk edilmiş bir evin duvarını devasa bir kara tahtaya çeviriyor. Üzerine şu boşluk doldurma cümlesini yazıyor: “Ben ölmeden önce ……. istiyorum.” Çok kısa bir süre içinde, komşularının şaşırtıcı, dokunaklı ve hatta komik cevapları duvarı dolduruyor. O duvar, aslında bir ayna; toplumsal bir ayna… İnsanların korkuları, umutları ve hayalleri o cümlede birleşiyor.

Bu basit ama etkileyici proje, 2013 yılından bu yana dünyanın 76 ülkesinde, 38 dilde, 5000’den fazla “Before I Die / Ben Ölmeden Önce” duvarı yaratılmasına ilham veriyor. İnsanlar, o boşluğu doldururken aslında hayatlarının anlamını, hayallerini, pişmanlıklarını ve en derin arzularını gözler önüne seriyorlar. Ve şehirlerimizin duvarlarının bir topluluk olarak ölümlülük ve anlamla başa çıkmamıza nasıl yardımcı olabileceğini yeniden hayal eden küresel katılımcı bir kamusal sanat projesi haline geliyor.

Görsel: https://www.candychang.com/beforeidie/ adresinden alınmıştır.

Candy Chang, dinlediğim ve sizlere de tavsiye ettiğim TED konuşmasında şunu söylüyor: “Sahip olduğumuz en önemli iki şey; zaman ve insanlarla ilişkilerimiz. Artan dikkat dağıtıcılar çağında, hayatın kısa ve kırılgan olduğunu hatırlamak her zamankinden daha önemli. Çoğunlukla ölümü konuşmaktan ve düşünmekten kaçınıyoruz, ama ölümü düşünmek, hayatınıza açıklık kazandırıyor.”

Ölümü düşünmek, aslında yaşamı düşünmek demek. Çünkü ölümün farkındalığı, zamanı daha anlamlı kılmanın anahtarı. Hayallerimizi ertelememek, sevdiklerimize daha sık sarılmak, daha çok “ben de” demek ve daha az “keşke” ile yaşamak.

Peki ya siz? “Ben ölmeden önce…” cümlesini nasıl tamamlardınız? Liste uzun olabilir ya da sadece tek bir kelime… Belki dünyayı gezmek, belki birini affetmek, belki de sadece huzurla yaşamak ve ölmeden önce gerçek yaşam amacınız bulmak!

Bu cümle, pişmanlıklar olmadan yaşamak için bir fırsat. Bize hatırlatıyor ki, hiçbir şey sonsuz değil ve zaman kum saatinden usulca akıp gidiyor. Şimdi, gözlerinizi kapatın, o duvarın önünde durduğunuzu hayal edin, tebeşiri elinize alın ve içinizdeki sesi dinleyin: “Ben ölmeden önce…” Cevabınız ne? Siz ölmeden önce ne istiyorsunuz?

Not: İlgilenenler için projenin resmi web sitesi olan beforeidieproject.com adresinde, dünya genelinde oluşturulan duvarların fotoğraflarını ve hikayelerini bulabilirsiniz. Ayrıca, CNN’in ilgili makalesinde projenin küresel etkisi ve farklı bölgelerdeki uygulamaları hakkında bilgiler de yer almaktadır.

TED Konuşması Linki: https://www.ted.com/talks/candy_chang_before_i_die_i_want_to


Kim olduğumuzu biliyor muyuz? Kanımca bilmiyoruz. Kimliklerimiz bu yüzden çok önemli. Ben bir eşim, babayım, yöneticiyim (İşletmekten anlarım biraz... MBA' da sığdırmıştım bir ara eğitimlerimin arasına), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik bölümü mezunu ve 30 yıl bu ülke için fazla romantik kalan böyle bir meslekten rızkını kazanmış biriyim. Çok mu önemli bu kimlikler? Değil. O kadar kendimizden habersiziz ki o kimlikler elimizden alınırsa biz de olmayız sanıyoruz. İnsan oyuncaklarını ne kadar çok önemsiyor, yolun sonunda onlara dönüşmek ve kendini kaybetmek olsa bile... Ben kimim biliyor musun? Hayır bilmiyorum. Peki ya sen? Bildiğim tek bir gerçek var. Burası mucizelerle dolu ve yaşamayan inanamıyor. Ben de uzun müddet inanmadım. Ancak ne mutlu ki görmeyi becerdim. Yaşamak, hayatta kalmaktan çok farklı. Hayatta kalmak ise büyük güç. Bir de o gücü alıp, keyfe, huzura, sevgiye, coşkuya döktüğünüzü düşünün! İşte yaşamak o tarz bir deneyim. Aşkla yapılabiliyor. Aşkla ve tutkuyla yaşanabiliyor. Ne kadar söylesem az, ne kadar sussam tesirsiz! Şükredebiliyorum. 1969 yılında doğduğum ve bir doğuma vesile olduğum için. Sevdiğim, sevildiğim için. Güvendiğim ve güvenildiğim için. Dilerim yaşadıklarımı yaşatacak fırsatım olur çünkü benim minnetten, sevgiden ve dostluktan yana çok tecrübem oldu. İyi ki doğmuşum ve gelmişim. Yapımda ve yayında emeği geçen babam Tuzsuz Deli Bekir'e ve annem Kadriye'ye çok teşekkür ederim! Epiktotes'in dediği gibi "“Saati gelince öleceğim, ama kendisine verileni geri veren bir adam gibi öleceğim.” Dilerim ki hep birlikte geçirilecek zamanımız olsun ve o zamanın değerini kutsayacak sağlık ve özgürlüğümüz! Gerisi bir dalganın köpüğü, bir kuşun kanadı!

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)