Sobe

,

| 12/06/2025

Duyuyorlar beni değil mi Nünü?


Ocak ayındayız. Havalar bir garip. Garip demek de garip oldu şimdi. Ne kar var yeryüzünde ne de gökten bir damla yağmur düşüyor yere. Korkunç bir durum. Korkacak çok şeyim var ama bundan da korkuyorum. Yaşlılarda merhamet, bebeklerde masumiyet, hastalarda teslimiyet mi kalmadı Nünü? Hani derler ya; bu üçünün yüzü suyu hürmetine dönüyor dünya.


Yerdeyim. Bir odanın içinde, atıl bir vaziyette, gün geçiriyorum. Günler kapalı gişe oynuyor, içinde ben yokum. Taban tahtasının arasına gizlenmiş özneyim. Eylemim yok. Eksiltili… Eksikli… Eksik… Karşımdaki televizyonun üstünde, kanser model dantel serili. Sık iğne… Dert sahibi oldu annem onu yaparken. Tek parça yapabildi. O da tam olmadığı için bu odada benimle. Sık girip çıktıkları yer değil burası. Televizyon çalışmıyor. Boş akranda ne oyunlar oynatıyorum, ne oyunlar. Oynayan da izleyen de benim. Kullanılmayan eşyalarla paylaşıyorum dört köşe dünyamı. Ekşi ekşi kokuyor oda. Kokunun sebebi benim. Ekşi kokunun sebebi. Eşyaların hepsi yaşlı. Küf kokusunun sebebi de onlar. Ben değilim. Yaşlı da değilim onlar gibi. Basma perdenin arasından sızan çiçekli güneş, pembe boyalı duvarları kızartıyor. Yanakları kırmızı kırmız oluyor duvarların. Önümde bir kapı gerili. Kapılar ardına kapattıklarını kayboluyor sanıyorlar Nünü.


“Gözümün önünden alın bunu,” dedi babam. Bu oda babamın gözünden uzak ama sesinden değil. Duymuyorum sanıyorlar. Çok konuşuyorlar. Yağmuru da uzaklaştırdılar dilleriyle. Dilleri cömert ebeveynlerimin. Bedenimin içindeki ruhumun varlığından haberleri yok. Göremiyorlar. Ruh üflenmedi sanıyorlar bana. Üfleye üfleye ömrümü söndürmeye çalışıyorlar. İçimde bir şeyler içimi kemiriyor. Sözcükler diki diki yiyor beni. Sözcüklerin etrafına etten duvar ördüm. Etlerimden. Yuvarladım kenarlarını, dualadım. Kurusunlar, yok olsunlar diye bıraktım orada, beraberce yok olalım duvarların ardında diye. Bulup beni çıkarırlar değil mi Nünü?


Yerdeyim. Başımın altında kaynana yumruğu kanaviçe işlemeli yastık var. Bu yastıklar imha edileli çok oldu. Karı kocanın bir yastıkta kocamalarını temenni ettikleri yastık. Yüksek… Onlar bir yastıkta kocamadan yastıklar kocadı. Deyimlerin sözcükleri değiştirilemez değil mi Nünü? Bu dileği, yenisiyle değiştirmeli. Hoşuma gitti bu. Yastık, mavi çiçeklerin arasındaki sarı salyalarımla masavi gibi bir renk başımın altında. Kaldırımlara kadar yükselmedi başım. Kaldırımlar sütannem değil. Kitaplar var odada, eski kitaplar. Kitaplar eskir mi Nünü? Çocuklar yaramazlık yapınca bu odaya atıyorlar, yanıma. Çocuklar, abimin ablamın çocukları. Yaraları var dizlerinde, kollarında. Kabuklu. Benim yaralarım sulu sulu, kabuk bağlayamayan yaralar. Kitapları karıştırırken kaldırımların emzirdiği çocuğu okumuştu onlardan biri. Misafirlerin çocukları da yanıma geliyor bazen. Seviniyorum. Kaybolduğum yerden çıkıyorum. Bana sorular soruyorlar. Cevaplamak istiyorum. Benden korkacaklarından korkup susuyorum. Asil bir susuş benim ki.


Okulda da susardım. Annem beni bağrına dayayıp okula götürürdü. Sıcacıktı annem. Ağladıkça ısınırdı yüzü. Sonra sonra soğudu annem benden. Ağlamaz oldu. Ben büyüdükçe kaybettim onu. Okula gittiğim zamanlarda öğretmen; “Bilenler parmak kaldırsın,” derdi. Bilirdim. Kaldırdığım parmağımın ardından çıkan sesim korkuturdu herkesi. Üzülürdüm. Susturdum parmağımı zamanla. Üzülmeyeyim diye önce öğretmen görmezden geldi beni sonra üzüleyim diye sınıftakiler. Koca sınıfın içinde gözlerden kayboldum. Kar, yağmur bu sebeple dünyayı terk etmiş olmalı. Dilim kaput bezi gibi gerili ağzımda. Bitli bitli… Amerikan işi… Anlatırlar beni değil mi Nünü? Yirmi dört ayar paragraflarla parlatırlar değil mi?


Ağır harflerin darbesiyle girdaplar oluşsun yazdıklarında.


“Benim çocuğum büyümüyor,” diye bağırıyor her kızdığında annem. Kendisini kızdıran şey farklı olsa da kızdığı benim.


Burayı yazarken “ğ” bile taş gibi sert olsun Nünü.


Ah bir kalem olsam da dökülsem kâğıda. Kalemim olsa demiyorum, kalem olsam diyorum. Bu ayrıntı mühim.


Annem “Yata yata bağırsakların düğümlendi,” diyor. Deli yatıyormuşum bir de. Der demez pişman oluyor sonra. Annem beni doğurduğuna da pişman. Yok sayıyorlar beni. Çoktan gözden çıkarmışlar beni de yiyecek ekmeğim varmış. “Az ye diyor,” annem. Yediğim içimde kaybolup gitmiyormuş. İstememişler beni, yaşlarına yedirememişler. Kazara olmuşum zaten. Her sorana destursuz açıklamaları bu: kazara… Kusur kimde bilmiyorum ama sekizde sekiz hasarlıyım ben. El ele verip beni öldürmeye gitmişler. Paraları yetmemiş, “Ben başımın çaresine bakarım,” demiş annem. Göze almış beni yok etmeyi. Ağzına, gözüne bulaştırmış beni. Ustalık eseri olmuşum sabrına. Dinliyorlar beni değil mi Nünü?


Yoğun uğraşlar sonucu sol kolumu, sağ bacağımı öldürebilmiş. Bir kulağım bir gözüm… İki olanın biri gitmiş, Yarı ölü yarı diri bir mahlûk olarak başlamış dünya misafirliğim. Böyle olsun istemezmiş tabii. Beni kaybetmeyi çok istemiş hatta ölüme adaklar adamış. Bir yemin gerektiğinde hiç çekinmemiş, karnını gösterip üzerime yemin etmiş. Nazarlara geleyim diye gerim gerim gerinmiş. Bakmış ki inatçının biriyim, inat etmeyi bırakmış annem. Kalan zamanda azadan noksansız olayım diye Yaratan’a yalvarmış. Kaybetmiş. Beni değil, mücadelesini.


Ben Nedamet. Varlığım kıyamet. Ruhum bedenimle kefenli. Pişman ettiler beni doğduğuma. Adıma da bunu dediler: Nedamet. Bu da yazılır değil mi Nünü? Mutlu görünümlü kırılgan harfler peş peşe yakışır buraya.


“Böyle olmasan seni günün birinde kocaya verirdik,” dedi annem bir gün. “Özge” dedi sonra. Nedamet koyduklarına pişman olup “Özge” dediler bana sonra sonra. Başka oldum. Bambaşka bir pişmanlık. Bak, bu durum da kaleme gelir değil mi? “Kocanın koca koca dertleri var. Ne yapıcan kocayı?” diye geri döndü. Koca koca dertlerin dersini gördüm bu odanın içinde. Derken deli gibiydi. Annemin aklı pek de başında değil zaten. Elindeki telefona bakıp bakıp söyleniyor. Telefonun içinde kayıp. Hep dert yanıyor annem. Doğduğum güne lanet okuyor. Şikâyet ediyor. Şikâyeti ben. “Allah ardıma koymasın,” diyor. Eve gelenlerden ya da evdekilerden biri, telefonla konuşacağı zaman yanıma geliyor. İnsan izinin kaybolduğu oda burası. Hiç çekinmiyorlar benden Nünü, istedikleri gibi konuşuyorlar. Yan yan bakıyorlar bana konuşurken. “Oh ne rahatsın,” diyorlar konuştuktan sonra. Rahat her yanıma batıyor, diyorum içimden. Yatak batıyor. Senin derdin dert mi, diyeceğim diyemiyorum. Bunu da desinler Nünü.


Yatmak fiilinden türeyebildiği kadar sözcük türetsinler.


Ömrüm kurak benim. Bereketsiz kullardanım. Engebeli hayatım. Çorak dilim dönmüyor anlatmaya. Gevşecik şiirler dizili içimde. Devriyeler kırk odalı zihnimde tutuyor onları. Harflerin kollarına “inzibat” bandı takılı. Cenabı anlamdan uzak benim hayatım. Anlattıklarını birleşik zamanlı eylemlerle tuttursunlar birbirine, bedenimle ruhumu tuttursunlar. Araya kurala uygun bir ömür oturtsunlar.


Anlamıyorum sanıyorlar. Eve gelen misafirlerden bazıları namaz kılmaya giriyor yanıma. Hızlı hızlı kılıyorlar. Koşa koşa… Anlamadıkları sözlerle anlaşılmaya çalışıyorlar. Anlatıyorlar da galiba, garip bir huzur yüzlerini kaplıyor. Annemden duymuşlar sanırım, dualarında; annemden önce gideyim diye yalvarıyorlar. Sonunda, bana baka baka Yaratan’a bir şükrediyorlar bir şükrediyorlar… Can- ı gönülden… Yüreklerinin derinliklerinden…
Bedenlerinin tüm kanını içiriyorlar dillerine. En çok şükürleri işliyor defterlerine bence. Yağmur, kar neden çekildi üstümüzden anladım. Anlatırlar anladığımı değil mi Nünü?


Dünyanın herhangi bir yerinde ya da evin içinde, birinden birine bir şey olsa suskun solukların darbesi, odayı zindan ediyor bana. Yedek bir can, boşa soluk alan yer kaplayan biri gibi geliyorum kendime. Gidenin yerine gitsem hak yerini bulacakmış gibi geliyor. Çok zoruma gidiyor Nünü. Gözlerinin önünde gün gün eridikçe, gözlerinde büyüyüp gözlerine batıyorum ya çok zoruma gidiyor.


Ocağı açık bırakacaklar diye korkuyorum. Ütüyü prizde unutacaklar diye ödüm kopuyor. Deprem olursa diye aklım çıkıyor Nünü. Yangında ilk kurtarılacaklar arasında değilim. Yangın ya da deprem ya da bilmem ne çeşit bir felakette kurtulacaklar benden. O anda herkes kendi derdine düşecek. Şerrin ardındaki hayır benim sonum.

Burayı yazarken derinlerden sözcük aramasınlar Nünü. Yaksınlar ortalığı, gitsin.


Kalem istiyorum, yanına da kâğıt. “Roman mı yazacaksın?” diyorlar. Vermiyorlar. Bu hikâyeden roman çıkmaz. Dişten, dudaktan bunların karışmından çıkacak harfleri ne kadar bir araya getirirlerse getirsinler beni anlatabilmeleri kabil değil. Uzun uzadıya değil ömrüm. Şöyle yürekten, hırıltılı harfler gerek derdimi eşelemeye. İçim umman. Dilimin kilidi kırıldı. Çok sözcük yer bu hikâye, vazgeçmesinler. Başına çok dolamadan çeksinler kalemi. Kimsenin bilmediği herkesin anladığı bir lisanla anlatsınlar beni.


Ne diyordum? Ocak ayındayız, korkutucu bir baharı yaşıyoruz. Mevsimler kayboldu dünyada.


Kayboldum.


Şimdi beni buradan bulup çıkaracak biri lazım. Belki sonra yağmur da yağar. Benim yazmam güç, yazabilsem de suç olur, “hiç” olmasın anlattıklarım.


Kâğıda kalemle sobelesinler beni Nünü.


Yazan:

Buket Uçar

Buket UÇAR, 1975 yılında İstanbul’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimimi babamın görevi sebebiyle Anadolu’nun çeşitli illerinde tamamladı. Kırıkkale Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden 1999 yılında mezun oldu. Aynı yıldan itibaren ilk tayin yeri olan Afyonkarahisar’da öğretmen olarak görev yapmakta. Evli, iki çocuk annesi. Çeşitli edebiyat yarışmalarında dereceleri mevcuttur. Dergilerde ve dijital platformlarda da öyküleriyayımlanmaktadır. Bazı öyküleri seslendirilmiştir. Aldığı ödüller: “Elim Elinde” ile 2020 Afyonkarahisar Sevgi Yılı Öykü Yarışması Birinciliği “Suyu Söndüren Ateş” ile 3. Eskişehir Kral Midas Öykü Yarışması Jüri Özel Ödülü “Ahraz” ile Ankara Arguvanlılar Derneği Kadın Hakkı Konulu Öykü Yarışması birinciliği “Kör Nokta” ile Dorlion Öykü Yarışması Mansiyon “Baba Ekmeği” ile Alanya Güncel Sanat Dergisi Kaygusuz Abdal 12. Öykü ve Şiir Yarışması, Öykü Dalında, Kızıl Kule Ödülü “Yaşamak Güzel Şey Veronika” ile Karşıyaka Sancar Maruflu Kent Öyküsünü Arıyor Öykü ve Oyun Yazma Yarışması, Öykü Dalında 1.Mansiyon “Babam televizyona Çıktı” ile İnebolu Kültür ve Sanat Derneği 2.Oğuz Atay Öykü Ödülü İlk On “Baharından Kopan Gazel” ile FGK Yayınları Öğretmen Ayşe ŞENGÖZ Öykü Ödülü İkinciliği “Sakarya Belediyesi 2024 Sait Faik Öykü Yarışması” Mansiyon Seçkiler: İshak 2020 Öykü Seçkisi Yazı-Yorum Dergisi “Duvarın Ardı” Öykü Seçkisi Çukurova Öykü Yarışması “Emeğin Çukurovası” Öykü Seçkisi Oğuz Atay Öykü Seçkisi Payas Belediyesi Ulusal Öykü Yarışması İle İlk On Seçkisi(Seçki çıkmadı) Truva Edebiyat Dergisi Öykü Seçkisi Sait Faik Öykü Seçkisi Dergiler: Dört Mevsim Edebiyat, İshak Edebiyat, Ayna Dergim, Daima Edebiyat, Altı Yedi, Güncel Sanat, Mahalle Mektebi, HeceÖykü, Söğüt, Hisdüşüm, Olağan Öykü, Sinada, Türk Edebiyatı, Türk Dili… 2020 yılında yayımlanan OCUMUDU adlı öykü kitabı var.

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)