“Yağmur…”
“Yağmur uyan!” sesiyle gözlerimi açtım. Her yer kapkaranlıktı. Yatağın sallandığını hissettim. Ferit’e baktım. En ufak bir ışık yoktu ve yalnızca sarsıntı hissediyordum. Ferit elimi tuttu. Bir anda binaya dev bir bomba atılmışçasına ses duyduk ve ardından yatağın üzerinde dahi kaymaya başladığımız bir sarsıntı başladı. Ferit’in üstüne kapanıp ona sımsıkı sarılarak gözlerimi kapattım. Yıkılma sesleri, cam kırılmaları, çığlıkların yanı sıra sarsıntı o denli yüksekti ki birkaç saniye sonra binanın çökeceğini ve Ferit’e sımsıkı sarılmış halde öleceğimi düşündüm. Kalbim çok hızlı atıyordu. Tüm bunların rüya olmasını çok istedim. Sarsıntı bitmek bilmiyordu, sarsıntıyla birlikte yıkılıp dökülen şehrin sesi de… Hayatımın en uzun ve en çaresiz doksan saniyesiydi.
Nihayet sarsıntı yavaşladı, yavaşladı ve yavaşça gözlerimi açtım. Duvara bir şeyin çarptığını duydum ve çarpma sesiyle birlikte bir ışık yandı. Komodinin üzerinden düşen ışıldak yere düşerken duvara çarparak kendiliğinden yanmıştı. Ferit’le birbirimize baktık. Sarsıntı durmuştu, kafamı sol tarafa çevirdim. Duvarın bir kısmı parçalanarak düştüğünden yatak odamdan dışarıyı görüyordum. Bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu. Bu şehirde ilk kez bu kadar yağmur yağdığını görüyordum. Yatağımızın tam karşısında altı kapaklı kocaman bir gardolap vardı. Dolabın, odanın kapısından kayarak çıkmış olduğunu görünce binanın yan durduğunu anladım, ellerim titremeye başladı. Hızla dolaba doğru yürüdük, dolap ile kapı arasında çok küçük bir aralık kalmıştı. Ferit’in bu aralıktan geçebilmesi mümkün değildi. Dolabı geriye doğru çekmek istedik ancak başaramadık. Aralığa baktım, yavaşça yürüdüm, bu aralıktan geçmek zorunda olduğumu biliyordum. Tüm gücümle dolap ve kapı arasındaki o daracık aralıktan geçmeyi başardım. Dolap koridor duvarına tam dayanmamıştı. Mucize ışıldaktan sonra ikinci mucizemiz dolabın koridor duvarına çok az bir mesafe kala durmasıydı. O mesafede durdum ve ayağımı koridor duvarına yaslayarak dolabı itmeye başladım. Duvarın yıkılmasından da korkuyordum, fazla zamanımızın olmamasından da. Birkaç kez tüm gücümle ittikten sonra dolap nihayet geriye gitmiş ve Ferit’in de geçebileceği şekilde boşluk açılmıştı. Telefonlarımızı yerde bulduk, yatağımın ucunda yerde duran kol çantamı aldık ve koridora çıktık.
Vestiyer karşı duvara devrilmişti, duvarlarda çatlaklar vardı. Her yer toz dumandı ve tüm eşyalarımız yerlere dökülmüştü. Dış kapıyı açmaya çalıştık ancak kapı sıkışmıştı. Defalarca denemeden sonra nihayet kapı açıldı. Ayağımda siyah, içi yünlü, kapalı ev terliklerim vardı. Ferit’in terliklerini bulamamıştık. Kapının hemen önünde spor ayakkabısı vardı ve hızlıca giydikten sonra merdivenlere doğru yürüdük.
Merdivenler çökmüştü. Yığıntıların üzerinden kayarak ve kafamızı yukarıdan sarkan iri taşlara çarparak inmeye başladık. Biz inmeye çalışırken bir yandan tekrar deprem oluyordu. Tüm bina yeniden sallanıyordu ve sarsıntıyı hisseder hissetmez Ferit’le birbirimize sarılıp öylece bekliyorduk. Çaresizce, korkuyla… Bir kat daha inebildiğimizde bir dairenin kapısının daha sıkışmış olduğunu gördük. İçeride bir aile çığlık çığlığa yardım istiyordu. Apartmandaki kimse yardımcı olmaya çalışmıyordu, herkes bir an önce canını kurtarmak istiyordu ve inmeye devam ediyordu. Ferit’le durduk. Ferit dışarıdan kapıyı tüm gücüyle tekmeleyerek açmaya çalıştı. Etrafımızda taştan tuğladan başka hiçbir şey yoktu, bir de elimizdeki ışıldak tabi… Ne kadar uğraştıysak kapıyı açamadık, o sırada tekrar deprem oldu. Kısa süren sarsıntıdan sonra aileyi orada bırakarak inmek zorunda kaldık.
Bina kapısına ulaştığımızda demir kapının da açılmadığını gördüğümde kalbim sıkışmaya başladı. Bu binadan hiç çıkamayacağımı düşünüyordum, gözlerimden devamlı yaş akıyordu. Sol tarafta bir pencere gördük, alttan 3 katının çökmüş olduğu yan binanın penceresiydi. Ferit pencereye çıkarak aşağı atladı ve hemen ardından beni kucaklayarak pencereden indirdi.
Binadan çıkmıştık. Yağmur sesi o kadar ürkütücü ve aralıksızdı ki… Binanın karşısına yürüdük ve arkamıza dönüp binaya baktık. Binamız, çöken yan binaya yaslanmış eğik duruyordu. Birçok katının balkonu düşmüştü, duvarları çökmüştü, bina her an yıkılabilirdi. Ferit’le birbirimize baktık. Sonra kafamızı tekrar evimize çevirdik. Etrafta enkazda kalan insanların çığlıkları, deli gibi yağan yağmurun sesi… Gözyaşlarım yağmurla birleşirken evime bakıyordum, veda bile edemediğim evime, son kez…












