Birinci Mektup
“Galiba biz, babacığım, birbirimizi hep böyle anlamadan sevdik.”
Oğuz Atay
Bugün sen öleli dört ayı geçti baba. Duygularım rahat huzur vermiyor bana. Zamanında söyleyemediğim şeyler yakama yapıştı. Hiç anlaşamazdık biz. Önce bu gerçeği kabul edelim. Yine de seni çok düşünüyorum. Bir deri bir kemiğe dönmüş halin gözümün önünden gitmiyor. Sol kolunun ve o güzel ellerinin bir balon gibi şişmesi kedere boğmuştu hepimizi. En çok da aylar önce kaybolan iştahına üzülmüştük. Yemek yemeyi çok severdin baba ama ölüm yaklaşırken suyu bile gözü görmüyor insanın. Tek derdin nefes almaktı. Sürekli pencereleri açmamızı işaret ediyordun bize. Son hafta sesini de sildi süpürdü kanser.
Hâlâ konuşabiliyorken nedense hep bana şunu sorup durdun:
“Bitti değil mi? Buraya kadarmış.”
Ölüm kelimesini hiç kullanmadan, “Sanırım bitiyor,” dedim. “Buraya kadarmış.”
Sen gidince çok kızdım kendime yalan söyleyemediğim için. Son dört yılı öykü yazmakla geçen biri için masal anlatmak zor olmasa gerek.
“İyileşeceksin,” diyebilirdim. “Her şey yoluna girecek.”
Dürüstlüğüm tuttuğu için beni affet baba. Keşke yaşadığın korkuyu dile dökebilseydin. O yeşil gözlerine yerleşmeseydi dehşet.
Bir kız çocuğunun ilk kahramanı babasıymış ya. Susmak kahramanlık değil ki. “Erkek adam ağlamaz, güçsüzlüğünü göstermez,” diyenler ölümü hesaba katmamış sanırım. Sonumuz yaklaşırken ağlamalıyız baba. Sarılmalıyız birbirimize. “Ölüyorum ve bu çok acı veriyor,” diyebilmeliyiz.
Öyle bir ikiyüzlülük peydah oldu ki toplumda. “Doğumu konuşmak da bir bebeğin gelişini sevinçle karşılamak da” sorun yok. Yeter ki ölümden söz etmeyelim, aman tadımız kaçmasın. Allah korusun! İhtiyacımız olmayan şeyleri satın almayız sonra. En büyük hayalimizin peşinden koşarız amansızca. İnsan geçici olduğu gerçeğine nasıl dayanır ki başka? Ama kapitalizm hiç ölmeyecekmişiz gibi sadece kendimiz için yaşamamızı ve deli gibi para harcamamızı bekliyor bizden. Ayakkabın, çantan, kıyafetin, saatin; dış görünüşünle ilgili her şeyi çok önemsemelisin. İç dünyan, kalbin, ruhun! Geç gitsin. Karnın tok sırtın pek nasılsa.
Ölümü o kadar hesaba katmadan yaşıyoruz ki hazırlıksız yakalanıyoruz hepimizi bekleyen yok oluşa.














