Hayat sanki bir günlük hevesti ve ödüm kopuyordu. O gün bitince bu hevesim de geçecek diye. Tıpkı sonbaharın rengarenk yaprakları arasından yürürken, masmavi gökyüzünün altında uzanan o kocaman ağaçların arasında dolaşmak gibi. Bir coşku, nereye varacağını heyecanla beklediğim. Telaşlı, bir o kadar da tadı damağımda kalan melodi sanki… Son’u çıkardığımda kalan BAHAR kelimesi tek başına aynı tadı-lezzeti bırakmıyordu. Çünkü çok sevdim ben, adı sonbahar olan her şeyi… Ölüme götürüyordu beni… Önümde upuzun mihraba yürüyen o yol vardı. Ben! Bense en sevdiğime yürürken ayakları yerden kesilen genç kız edasıyla o yolda salınarak yürüyordum. Belki de hayatımda ilk kez ne olacağını merak etmeden. En güzel kıyafetlerin içindeki ŞAKAYIK misali çok beklemiştim. Köklerimi derinlere bırakırken, çiçeklenmem uzun zamanlar almıştı. Ne fazla sıcağı severdim ne de ayazı. İkisi de beni darlardı. Ama Güneş’e de Ay’a da aşıktım. Fazla yanıma sokulunca nazlı aşıklar gibi kaçardım.
* Ölüm, sen geldiğinde ben!
* Heyecanla ayakları yerden kesilen sevgililer gibi boynuna kollarımı dolamak isterim.
* Denizin kenarında dizlerime sarılmış, kollarımın arasından güneşin ve ayın raksını seyreder gibi şefkatle beklemek seni…
* Bir bahar sabahı yaprakların üstündeki güneş gören kırağının, çözülerek suya dönüşmesi gibi akmak isterim sana doğru.
* Toprağa düşen cemre misali evrenin her yerinde değişen mevsimlere tanıklık etmek.
* Sevgili ÖLÜM; Belki de ilk kez neyi sevdiğimi bilmeden seni SEVERİM.
* Yanı başımdakilere geldiğinde yüreğim mevsim yağmurlarına tutulmuş gibi ağlarım belki. Ama en kıymetlime hürmet eder gibi önünde başımı yere eğerim.
* Bilirim hazır olmanın yaşı-zamanı yoktur. Gene de sana hazır olmak isterim.
* İsterim ki en güzel kıyafetlerini giymiş, en sevdiğine yürür gibi kollarına geleyim.
* Bütün zamanların saflığıyla, arınmış, coşkuyla yürümek sana doğru. Agah=Uyanık olmak isterim.
* En güzel halimle, incecik kıyafetler içinde, başımda sarı çiçeklerden tacım, zarafetle yürüyerek o yolda. Ve sen Sevgili-m ölüm; tüm kollarını açmış, bu hayatta karşılığı olmayan bir şefkatle beni kucaklayasın isterim.
* Benim bile bende fark edemediğim sevgiye ihtiyacı olan her şeye yumuşacık dokunarak. En mutlu anımın devamını yaşamak gibi.
* Sen oradasın. Her an yanımda olduğunu biliyorum ve hayal ediyorum.
* Dedim ya; uzun zaman köklenmeyi bekleyen Şakayık tohumunun çiçeğe durması gibi, şimdi bende seni bekliyorum. Bir gün geleceğini bilerek.
* Geleceğini haber vermeni umarak… En güzel giysilerimi giymiş tatlı, hevesli halimle karşılamak seni. Belki son kez birlikte şarkı söylemek. Kim bilir dans bile etmenin hayaliyle.
* İki mavinin “Gökyüzü & Denizin” birleştiği o güzel yolda sonbahar yapraklarının arasından süzülürken. Parmaklarımın ucu hafifçe dokunsun rengarenk yapraklara, tatlı bir haz sarmalasın bu canı…
* Son kez, son bir kez daha dönüp bakarken bu dünyaya: En sevdiklerime der-im ki; eğer beni özlerseniz: Göğe, toprağa, ağaca, her şeye, kendinize bakın. Ben Sizim, siz de ben-siniz. Görebildiğiniz her şey bende, bende on-dayım. Belki hiçbir şey demeden gitmeyi isterim.
* “Beden boşluktur, boşluk da bedendir. Her şey boştur. Hiçbir şey doğmaz, hiçbir şey kırılmaz.” Ve bu tatlı vedanın bana bir ömür yeteceğini bilerek gitmek dünyadan- bu candan. Sana gelmek yeniden sevgiye kavuşmak gibi olsun isterim.
İlginizi Çekecek Diğer Yazılar
Doğumumuz, Ölümümüz, Kadınlarımız
Kadın; bilmeyene ‘nefs’, bilene ‘nefes’tir. -Şems-i Tebrizi tam çözdük derkendüğümlendiğimizkavramaya çalışırkenyanıldığımızdayanağımızsizkadınlarımız sevenesirgeyenbuyuranürkütenanamızvarlıkveyokluğumuzsizkadınlarımız gecemizgündüzümüzdoğumumuzveölümümüzsiz kadınlarımız 8 Mart 2002
DEVAMINI OKU
Vedasızlık
ANI, DENEME, İNCELEME, SANATTA YAS ve ÖLÜM, YASLA YAŞAMAK
10/07/2025
Bir kadın ne zaman anne olur? Evladının varlığını öğrendiğinde mi, onu ilk kez kucağınaaldığı anda mı? Yoksa annelik, çocuğunun büyüme yolculuğuna eşlik ederken anneliğini degeliştirerek oluşturduğun bir şey midir? İren’ in dünyaya geliş ve gidiş yolculuğu, kayıtlara göre, 12 yıl...
DEVAMINI OKU
Ölümün Ötesi
Ölümün ötesinde ne var bilmiyorum ve konuşmak istemiyorum. Çünkü benim neyi bilip bilmediğimin ötesinde, öncelikle konuşulması gereken şey “orası” değil, “burası”. Sonrası değil, şimdi. Ölümün ne olduğunu, benden ne istediğini veya benim ondan ne beklemem gerektiğini “burada”, henüz nefes alırken...
DEVAMINI OKU












